"Vatan, genç bir yüreğin attığı son nefese kadar süren bir yemindir; bedeli on sekiz bahar dahi olsa..."
ADANMIŞLIĞIN YÜREĞİ
O, sadece bir isim değildi; o, 1980’li yılların demir ve ateşle yazılmış destanının kahramanlık sayfalarından fırlayan bir ruhun cismiydi. TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT KAMİL EROĞLU. Memleketi olan Samsun-Çarşamba’nın sarsılmaz evladı, henüz 18 yaşındaydı. Gözlerinde vatan aşkının onuru, sırtında ise büyük bir davanın sorumluluğu vardı. Kısa hayatına sığdırdığı inanç ve adanmışlık, onu tarihin karanlık dehlizlerinden çıkarıp, fedakârlığın en parlak yıldızına dönüştürdü.
ÇARŞAMBA'NIN YİĞİT ÇIRAĞI
Kamil Eroğlu, büyük ideallerin gölgesinde, mütevazı bir hayat sürüyordu. Mesleği, alın terinin kutsallığını taşıyan KALAYCI ÇIRAĞI’ydı. Dükkânında demiri yontan elleri, sokakta ise fikri hürriyetin kalkanı olmuştu. Samsun’un Çarşamba ilçesi, onun hem doğduğu toprak hem de davasına yürüdüğü kutsal mekândı. 18 yıllık ömrünün her anı, kuru bir biyografi değil, genç bir ruhun ülküler uğruna çekilen kılıç misali duruşunun kanıtıydı. O, sükûnet ve sadakat içinde yaşarken, ülkenin üzerine çöken hain pusuyu ve ideolojik çatışmayı iliklerine kadar hissediyordu.
İMANIN SINAĞI: 13 HAZİRAN 1980
O karanlık günün tarihi, takvim yapraklarına acının ve kahramanlığın mührü olarak kazındı: 13 HAZİRAN 1980. Çarşamba’nın Hasbahçe Mahallesi, Sofuoğlu Caddesi, o gün sıradan bir yer olmaktan çıktı; bir yiğidin imanıyla sınandığı, son adımlarının atıldığı meydan oldu.
Kamil Eroğlu, inancının gerektirdiği duruşu sergilemekten asla çekinmedi. Ancak düşman, mert bir meydan okuma yerine, pusu kurmayı seçti. O anlar detaylandırılmamış olsa da, biliyoruz ki Kamil, karanlığın üzerine kararlılıkla yürüdü. Devrimci solcu-komünist militanlar, kalleşçe bir silahlı saldırı hazırlamışlardı. O yolun sonu, bir çatışma mıydı, yoksa bir tuzağın ortasında kalış mıydı; bilinmez. Fakat bilinen tek gerçek, 18 yaşındaki çırağın, namlusunun ucundaki tehdide rağmen geri adım atmadığıdır.
SON NEFES, SON DİRENİŞ
Silahların sesi, Çarşamba semalarında yankılandığında, Kamil Eroğlu'nun bedeni değil, idealleri ölümsüzleşti. O, sadece bir saldırıya uğramadı; o, inandığı değerler uğruna kendi hayatını feda etti. Vücuduna isabet eden kurşunlar, sadece etini değil, o günün hainliğini de delip geçti.
Kamil Eroğlu, henüz 18 yaşında, kalaycı çırağı olarak çıktığı yolda, milleti için büyük bir bedel ödedi. O, şehadet mertebesine ulaşarak, adını sıradan bir gençlikten alıp, vatan fedailerinin yanına yazdırdı. Onun 13 Haziran 1980’deki düşüşü, yenilgi değil, Türk Milliyetçiliği davasının göğe yükselen sarsılmaz yeminiydi. Sofuoğlu Caddesi’nde akan kan, toprağı vatan yapan son ve ebedi imza oldu.
"Bazı hayatlar uzun yaşamaz; ancak binlerce yıla yetecek kadar derin bir iz bırakır. Kamil Eroğlu'nun on sekiz baharı da işte böyle bir izdir."