"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir milletin kaderine mühür olur."
MİLLETİN KALBİNDEN DOĞAN SES
Tarih 13 Haziran 1980’i gösterdiğinde, Çorum’un yüreğinde açılan yara, bir milletin kaderini derinden etkileyecekti. Çorum-Emirbağ Köyü’nün toprağından filizlenen, Türk milliyetçiliği davasına adanmışlığın sarsılmaz timsali: Şehit Celal Aslan. O, sıradan bir hayatın içinde, sıradışı bir duruş sergileyenlerdendi. O, sadece bir birey değil, Anadolu’nun fırtınaya tutulmuş ruhuydu.
BİR USTA VE BİR YUVA
Hayatını zanaatına, sanatkârlığına adamıştı. Mesleği terzilikti. Çorum Eski Ekin Pazarı’nda, elindeki makasla sadece kumaşları değil, adeta geleceği kesip biçiyordu. O, aynı zamanda bir baba, bir eşti; evli ve üç çocuğunun geleceğini omuzlarında taşıyan bir direk. İkamet ettiği Sigorta hastanesinin bulunduğu mahalle, onun yuvası, sığınağıydı. Ancak dışarıdaki fitne ateşi, ne pazaryerine ne de yuvasına huzur bırakacaktı.
KARANLIĞIN ÖRDÜĞÜ AĞ VE KANLI PROVOKASYON
O dönem, vatan toprakları üzerine korkunç bir gölge düşmüştü. İç ve dış şer güçler, milletin en mahrem damarlarında mezhep fitnesini körüklemekteydi. Devrimci solcu ve komünist örgütler, aynı soyun, aynı dinin evlatlarını yalanlarla birbirine düşman etmeye yeminliydi. Alevi soydaşlarımız yalan yanlış yönlendiriliyor, aynı oyun Sunniler üzerinde de oynanıyordu. Türk’ün kanının akıtıldığı, kardeşliğin kurban edildiği o karanlık günler yaşanıyordu. Celal Aslan, bu ulusal ihanetin tam ortasında, davasından asla taviz vermeyen bir ülkücü olarak dimdik durmaktaydı.
KARDEŞLİK YEMİNİ VE SON ADIM
Olay Günü geldiğinde, 13 Haziran 1980’de, fedakârlığı onu tehlikeye çağırdı. Celal Aslan, ailesinin bir ferdi için, kayıp kardeşini bulmak umuduyla evinden ayrıldı. Bu, bir babanın yuvasını korumak için attığı son adımlardan biriydi.
Yolu kesildi. Kardeşlik bağını istismar eden, vicdanı kurumuş devrimci solcu-komünist militanlar, en zalimce tuzağı kurdular: “Kardeşinin yerini biliyoruz, gel ona götürelim.”
Celal Aslan, tehlikenin farkında olsa da, kardeşine olan sadakati yüzünden geri dönmedi. O, kardeşliğe ulaşmak için, cellatlarının peşinden bilerek yürüdü. Bu takip, sıradan bir yürüyüş değil, ülkü uğruna kefenine doğru atılan destansı bir adımdı.
İHANETİN ÇAMURUNDA EBEDİ YOLCULUK
Militanlar, Türk milliyetçisi ülküdaşımızı aldatarak ıssız bir inşaata götürdüler. İnşaat, o dönemin yıkılmış ve karanlık geleceğini simgeleyen ürkütücü bir sahneydi. Orada, kalleş kurşunlar Celal Aslan’ın bedenini hedef aldı. Onu öldü zannedip, vicdansızca, inşaatın soğuk zeminine bıraktılar.
Ancak, destan yazanlar asla hemen susmaz. İnşaat bekçisinin dikkatli gözleri, can çekişen kahramanı fark etti. Celal Aslan, bir an önce hayata tutunması için önce Çorum SSK hastanesine, oradan da umut ışığı arayan bir çabayla Ankara’ya nakledildi. Hekimler, hayatını ülkesine adamış bu yiğidi geri döndürmek için insanüstü bir mücadele verdi. Ancak, yapılan tüm çabalara rağmen, yurdun birliğine mühür vuran o son yara, iyileşmedi.
Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Celal Aslan, 13 Haziran 1980 günü, adını vatanın kurtuluş mührüne kazıyarak, şehadet mertebesine erişti. Bir zanaatkâr olarak başladığı hayatı, bir kahraman olarak sonsuzluğa ulaştı.
"O, makasından vazgeçip, vatanının yası için kanını döken ve asla unutulmayacak olan bir destanın adıdır: Şehit Celal Aslan."