"Bazı hayatlar sadece bir tarihe sığmaz; onlar, uğruna can verilen vatanın her köşesine kazınmış bir anddır."
KİMLİĞİ VE BİLİNMEYEN YEMİN
O, sadece bir isim değildi; o, uğruna binlerce yılın biriktiği kutsal bir ideolojinin neferiydi. Doğduğu yer ve mesleği, onun asıl kimliğinin yanında birer detay olarak kalmıştır; zira o, hayatının her anını adadığı yolda yürüyordu. Onun künyesi şuydu: TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT ALİ BEREKET. Kimliğini, sadece milleti için attığı adımlar ve taşıdığı sarsılmaz inanç tanımlıyordu. Ne zaman, nerede doğduğu bilinse de, onun en yüce doğuşu, Türk idealinin kalbinde yeşerdiği andı.
1979: MÜCADELENİN ATEŞ ÇEMBERİ
Tarih 1979’u gösterirken, Anadolu’nun her köşesi, ülkenin birliğine göz diken karanlık eller tarafından kuşatılmıştı. Hatay’ın Dörtyol ilçesi, bu çetin mücadelenin merkezlerinden biriydi. Ali Bereket, bu ateş çemberinde, ülkücü duruşuyla zulmün karşısına dikilen bir kartal gibiydi. O, sadece bir birey değil, milletin namusunu ve geleceğini savunmak için son nefer olarak ayakta duran bir irade anıtıydı.
KARARLILIKLA YÜRÜNEN SON ADIM
Olay Günü’nün tüm detayları, o anki kahramanlığın büyüklüğüyle örtülmüş olsa da, bilinen tek gerçek, Ali Bereket’in bile bile tehlikeye yürüdüğüdür. Dörtyol İlçesi Yeşil Mahallesi’nde, düşmanın gölgelerden operasyon yürüttüğü o alanda, Ali Bereket'in attığı her adım, bir cüret beyanıydı. O, kaçmayı, saklanmayı değil; vatanın ve inancının gerektirdiği yerde bulunmayı seçti. Bizler, onun o karanlık günde ne düşündüğünü, son görevine nasıl hazırlandığını bilemeyiz, ancak bu bilinmezlik, onun fedakârlığının ne denli büyük ve gönüllü olduğunun en güçlü ispatıdır. O, vatan için kendini ateşe atarken, sadece bir ülküdaşının yapabileceği kararlılığı gösteriyordu.
İHANETİN VURUCU GÜCÜ VE EBEDİ ŞEHADET
Kin ve nefretle bilenmiş eller, o gün alçakça harekete geçti. Mustafa Köse, Abdullah Balcak ve Mustafa Ünal isimli devrimci solcu komünist militanlar, pusu kurarak namlularını imana çevirdiler. Açılan ateş, sadece bir genci değil, bütün bir milliyetçi duruşu hedef almıştı. Ali Bereket, bu hain saldırı sonucu ağır yaralandı.
O, son nefesine kadar direndi. Ağır yaralı bedeni hızla hastaneye kaldırıldı; ancak aldığı yara, sadece vücudunda değil, milletin kalbinde de açılan bir yırtıktı. Tüm müdahalelere rağmen, Türk milliyetçiliğinin bu yürekli neferi, ulvi görevini tamamlayarak Hakk’a yürüdü. Tarih, 10 HAZİRAN 1979’u gösterdiğinde, HATAY-DÖRTYOL, vatan toprağının sadık bir evladını şehitliğe uğurluyordu. Ali Bereket, canını vererek bir destan yazdı; bu destan, ideallerin kurşunla susturulamayacağını bütün dünyaya haykıran ebedi bir sestir.
"Ali Bereket'in şehadeti bir bitiş değil, toprağa düşen bir tohumdur; 10 Haziran 1979, sadece bir takvim yaprağı değil, bir ahdin ebediyete uzandığı gündür."