"Öyle bir inanç vardır ki, karşısına ne bir silah ne de bir karanlık çete durabilir; o, sadece vicdanın ve davanın sesidir."
I. GİRESUN'DAN İSTANBUL'A BİR ADANMIŞLIK YEMİNİ
O, Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Ortacami Köyü’nden fırlayıp gelmiş, Anadolu ruhunu omuzlarında taşıyan bir yiğitti. Adı Haydar Abanoz'du. Henüz 35 yıllık ömrüne sığdırdığı en büyük zenginliği ise dört duvar arasına kurduğu yuvasıydı; evliydi ve üç evlat babasıydı. Ailece, milletine olan sarsılmaz bağlılıkları, onurlu duruşları ve Ülkücü kimlikleriyle tanınıyorlardı. İstanbul’un karmaşık ve fırtınalı atmosferinde, Kasımpaşa’nın Aynalı Kavak Mahallesi, Yeniçeşme Sokak’ta, küçük bir esnaf olarak geçimini sağlıyordu. O, sadece bakkal değildi; o, mahallesindeki dürüstlüğün ve milli duruşun sessiz nöbetçisiydi. Dükkânı, bir ticaret mekânından çok, inancın ve omurganın sembolüydü.
II. KÜÇÜK DÜKKANIN ÜZERİNDEKİ KARANLIK GÖLGE
Takvimler 10 Haziran 1980’i gösteriyordu. Memleketin üzerinde terörün kara bulutları dolaşırken, Haydar Abanoz, her zamanki vakar ve sükûnetiyle dükkânının başındaydı. Ancak o gün, sokaklar barut kokusuyla ağırlaşacak, tarih, bir kahramanlık imtihanına şahitlik edecekti.
III. SAAT 14.00: ONUR VE ŞEREF MAKBUZU
Öğleden sonra, saatler 14.00’ü vurduğunda, yasa dışı ve hain bir terör örgütü olan Devrimci Sol’a (Dev-Sol) mensup iki militan, dükkânın kapısından içeri girdi. Bu, sadece bir soygun girişimi değildi; bu, o dönemin karanlık güçlerinin, milliyetçi duruşa karşı yaptığı bir tehdit, bir boyun eğdirme girişimiydi. Militanlar, zorla para talep ettiler ve bu gaspı bir makbuzla meşrulaştırmaya çalıştılar.
Ancak Haydar Abanoz, paranın satın alamayacağı bir şeye sahipti: Millî vicdan. O an, bir esnafın cüzdanı değil, bir dava adamının imanı masadaydı. Ona uzatılan o makbuz, aslında bir teslimiyet belgesiydi. Haydar Abanoz, gözlerinde zerre korku olmadan, o karanlık talebi reddetti. Bu "ret," basit bir söz değil; bir kahramanlık ilanı, teröre karşı çekilmiş bir kılıçtı. O, inancını ve dükkânının onurunu, alçaklığa teslim etmeyeceğini net bir şekilde gösterdi.
IV. YAYLIM ATEŞİYLE YÜCELEN ŞEHADET
Haydar Abanoz’un bu onurlu ve sarsılmaz duruşu, terör militanlarının vahşetini tetikledi. Dükkân, saniyeler içinde kahpe bir yaylım ateşiyle yankılandı. Hain kurşunlar, inancından taviz vermeyen bu yiğit adamın göğsüne saplandı. Ağır yaralanmıştı.
Taksim Hastanesi’ne ulaştırılmak üzere aceleyle yola çıkarıldığında, bedeni kan kaybediyordu; ancak ruhu davasına yürüyor, hızla yükseliyordu. O, hastaneye ulaşamadan, o zorlu yolda, fedakârlığın en yüce mertebesine erişti: Şehit oldu. Haydar Abanoz, son nefesinde bile, baskıya boyun eğmeyen bir milletin simgesi haline geldi.
V. TOPRAĞIN VUSLATI VE SONSUZ MİRAS
Cenazesi, canını verdiği İstanbul’dan, ruhunu emanet ettiği ata yurduna, Tirebolu ilçesine doğru uğurlandı. Doğduğu topraklar, Ortacami Köyü, kahraman evladını bağrına bastı.
Haydar Abanoz, bakkal dükkânının önünde, 35 yıllık kısacık ömründe, üç evladının babası olarak, sadece birkaç liralık bir baskıya değil, bir zihniyetin karanlığına meydan okudu. O gün, bir esnaf ölmedi; millî duruşun ölümsüz bir kahramanı doğdu.
"Ama o dükkân, o sokak ve o köy şimdi biliyor ki, fedakârlık ödenen en yüksek bedeldir ve bazı kahramanlar sonsuza dek vatanın toprağında uyur."