"Toprak, sadece üzerine basılan yer değil, uğruna can verilen yuvadır. O, bu yuvayı korumak için en çetin cephede nöbet tutmayı seçti."
ADI VE AŞİRETİN ONURU
Haydar Koç. Bu isim, sadece bir kimlik değil, Tunceli'nin sert ve vakur coğrafyasında kök salmış bir yemin demekti. Tunceli'nin Ovacık ilçesinde gözlerini açmış, bu toprakların zorlu karakterini yüreğinde taşımıştı. O, sadece evli, iki çocuğunun geleceğini omuzlarında taşıyan bir esnaf değildi; o, kadim Kureyşan Aşireti'nin sarsılmaz lideriydi. Liderliği, sadece kabileye değil, inandığı büyük davaya adanmışlığıyla pekişmişti.
MÜCADELE VE KAHRAMANLIK ALANI
Tarih 1978’i gösterdiğinde, Anadolu coğrafyası karanlık gölgelerle kuşatılmıştı. Haydar Koç, bir Türk Milliyetçisi olarak, bu gölgelerin en yoğun olduğu, rüzgarın en sert estiği yere, Tunceli’ye sancağını dikmeye karar verdi. O, canı pahasına bir görev üstlenmişti: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) teşkilatını, bölücü komünist ideolojilerin kol gezdiği bu çetin bölgede inşa etmek. Bu girişim, sadece siyasi bir çalışma değil, karanlığa karşı adanmış, en yüksek seviyede bir cesaret eylemiydi. Her adımı, ölüme meydan okuyan bir duruştu.
KARANLIĞIN HESABI VE SON YÜRÜYÜŞ
Haydar Koç’un azmi ve kararlılığı, bölücü komünist örgütün rahatını kaçırmıştı. Onlar, tek bir adamın inancının, yüzlerce silaha bedel olduğunu biliyorlardı. Liderin durdurulması gerekiyordu.
31 Mart 1978, bir babanın evine, ailesine döndüğü en masum anıydı. Ülküdaşımız Haydar Koç, kahvehaneden çıkmış, yorgun ama onurlu adımlarla yuvasına doğru ilerlerken, kalleşlik gölgelerden fırladı. Tek bir kahramanın karşısına, alçakça bir planla, tam 6 kişilik bir militan grubu çıktı. Bu, eşitlerin mücadelesi değil, inançla donanmış bir yüreğe karşı, kalleşliğin toplu saldırısıydı.
ŞEHADETİ VE EBEDİ MÜHÜR
O an, tarihe bir kahramanlık destanı olarak kazındı. Silahlar patladı. Haydar Koç, davasından geri adım atmayan bir anıt gibi, mücadele ettiği Tunceli topraklarına düştü. Olay yerinde şehitlik makamına erişti.
Ancak düşmanın vahşeti, onun destanını sadece büyüttü. Kahramanımızın bedenine tam 36 kurşun isabet etmişti. Bu 36 yara, sadece canını alan mermiler değil, onun vatanına olan sarsılmaz aşkının ve fedakarlığının en yüce mührüydü. Onlar sanmışlardı ki Haydar Koç’u vurarak sesi keseceklerdi. Bilmiyorlardı ki, 31 Mart 1978’de, 36 kurşunla, sadece bir bedeni düşürmüşlerdi; bir ruhu ve ebediyen sürecek bir destanı göklere yükseltmişlerdi.
"Onun hikayesi bir yenilgi değil, 36 kurşunla mühürlenmiş bir zaferdir. Çünkü o, geri adım atmayarak, yürüdüğü yolda bir iz bırakmıştır; o iz, bugün milliyetçiliğin Tunceli'deki ebedi nişanesidir."