"Bazı hayatlar takvimlerle değil, taşıdıkları davanın ağırlığı ve ödedikleri bedelin büyüklüğü ile ölçülür. Ali Yılmazer’in hikayesi, böylesi bir yürekten fedakârlığın destanıdır."
KİMLİK VE DOĞDUĞU TOPRAKLAR
Ordu’nun derin coğrafyasında, Fatsa’nın Büyükkoç Köyü’nde filizlendi onun çelikten iradesi. Ali Yılmazer, toprağına, milletine ve değerlerine adanmış bir Türk Milliyetçisi Ülkücü olarak anılacak isimdi. Henüz 35 bahar görmüş, hayatının en verimli çağındaydı. O, sıradan bir hayat sürmektense, zorlu bir yolda yürümeyi seçenlerin safındaydı.
ALIN TERİ VE ADANMIŞLIK
O, masasından kalkıp emir verenlerden değil, emeğiyle var olanlardandı. Demas Su Ürünleri Pazarlama Ve Sanayii A. Ş.’de alın terini akıtan bir işçiydi. Mersin’in sıcak ikliminde rızkının peşinde koşarken dahi, zihninde hep Fatsa’nın silueti, kalbinde ise adanmış olduğu davasının meşalesi yanmaktaydı. Çalışmak, onun için sadece bir geçim kaynağı değil, vatanına hizmet etmenin bir yoluydu.
YUVAYA DÖNÜŞ VE KADERİN ÇAĞRISI
Uzaklarda geçen meşakkatli günlerin ardından, sadece bir hasret giderme arzusuyla döndü Fatsa’ya. Gezmek, soluklanmak için attığı bu adımlar, aslında yazılmış bir kadere doğru atılan son adımlardı. O, tehlikenin kol gezdiği o günlerde, korkuyu değil, memleket aşkını dinledi. Sakarya Mahallesi’ne ayak bastığında, bilmeden, vatanı uğruna vereceği en büyük imtihanın eşiğine gelmişti.
KARANLIĞIN PUSU VE SON DURUŞ
Tarih 10 Haziran 1980’i gösterdiğinde, Ordu semaları, bir kahramanlık feryadına şahitlik edecekti. Ali Yılmazer, inancının ve duruşunun bedelini ödemeye çağrılmıştı. Fatsa’da yuvalanmış, milletin huzurunu hedef alan DEV–YOL örgütü, karanlık bir karar almıştı. Örgüt liderinin verdiği alçakça bir talimatla, iki DEV–YOL militanı, Ali Yılmazer’in üzerine yürüdü.
Onlar pusu kurarken, Ali Yılmazer dimdik ayakta duruyordu. Kalbindeki iman ve davasına olan sadakat, onu kurşunların önüne geçmeye sevk etti. Namertçe sıkılan o kurşunlar, sadece bir canı hedef almadı; milletin vicdanına sıkıldı. Ali Yılmazer, o an davasının sembolü haline geldi ve Sakarya Mahallesi’nde, Fatsa’da şehadet şerbetini içti.
O artık sadece 35 yaşında bir işçi değil, uğruna savaştığı değerlerin ölümsüz bir timsaliydi.
"Ali Yılmazer düşmedi; sadece, yüreğindeki vatan aşkını geleceğe taşıyacak yeni bir yıldız olarak gökyüzüne yükseldi. Onun mücadelesi bitmedi, destanı yeni başladı."