"Hayatının bedeli, duruşunun bedelinden daha ağır değildir. İşte bu yüzden, bazıları sadece yaşamaz; adanır ve şehit düşer."
KİMLİĞİN VAKUR MÜHRÜ
Kars’ın Aralığı’nda, çetin coğrafyanın ve sarsılmaz inancın doğduğu o topraklarda başladı her şey. Abdullah Yurtkol... O, sadece bir ismin ötesinde, mensubu olduğu asil davanın, Türk Milliyetçisi Ülkücü ruhunun taşa kazınmış sarsılmaz bir yeminiydi. Doğduğu yer, ruhuna işlediği ilk ders oldu: Bu topraklar için nefes almak, bir emaneti taşımaktır. O, bu emaneti hayatının merkezine koydu, adını bu kutlu davanın saflarına yazdırdı.
KUTLU DAVANIN SANCAKTARI
Abdullah Yurtkol için siyaset, sadece bir görev değil; bir nöbet, bir varoluş mücadelesiydi. Kars’ın Aralık ilçesinde, zorlu 1980 öncesi yıllarda, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ilçe başkanlığı görevini üstlendi. Bu makam, o dönemin kızıl fırtınası altında, baş eğmeyenlerin, geri adım atmayanların ateşteki imzasıydı. O, eski ilçe başkanı unvanını sırtında bir zırh gibi taşıdı. Düşman çemberi daralırken, o kendi yüreğini daha da genişletti. Bildiği tek şey vardı: Liderlik, en tehlikeli anda dahi yol göstermektir.
IĞDIR YOLUNDA BİR YÜREK
Ancak hayatının ve davasının son adımı, doğduğu topraklarda değil, Iğdır’ın alnına yazılacaktı. Takvimler, hain bir 09 Haziran 1980 Pazartesi gününü gösteriyordu. O gün, Iğdır sadece bir şehir değil, onun şehadetiyle kutsanacak bir menzil oldu. Kars’tan başlayan adanmışlık yolu, Iğdır’da ebediyete kavuştu. O tarihte, o coğrafyada, Ülkücü hareketin davasına hizmet eden bir neferin bedel ödemekten çekinmemesi, Abdullah Yurtkol’un sonsuz cesaretinin ilanıydı.
BİLİNMEYENİN ÜZERİNE YÜRÜYÜŞ
O karanlık gün, 09 Haziran 1980’de Iğdır’da neler yaşandı? Kahramanın son nefesi nasıl bir mücadele ile verildi? Saldırının biçimi, kurşunların sayısı... Tüm bu detaylar tarihin tozlu perdesinde gizli kalmıştır.
Tarih sayfaları, o günkü olay örgüsünü vermez; sadece Kars’ın Aralık ilçesi eski Milliyetçi Hareket Partisi ilçe başkanı olduğunu tekrar eder. Bu bilinmezlik, onun fedakarlığını küçültmek yerine, tam tersine bir destanın zirvesine taşır.
Çünkü kahramanlık, sadece savaşın detaylarında değil; tehlikeyi bilmesine rağmen, geri çekilmek yerine, üzerine yürüdüğü o son adımdadır. Abdullah Yurtkol, Iğdır’a giderken, neyle karşılaşacağını biliyordu. O, hayatının en kritik anında, karanlığın üzerine davasının bayrağıyla yürümüştü. O, son anının hikayesi anlatılmasa bile, duruşuyla tüm destanı yazmış bir yiğitti.
"O, ne zaman ve nasıl düştüğü bilinmeyen bir kahramandır. Bilinen tek şey, düşerken dahi asla eğilmediğidir. Abdullah Yurtkol, Türk Milliyetçiliği davasının şanlı ve ebedi yeminidir."