"Bazı ruhlar, ömürlerinin uzunluğuna değil, taşıdıkları davanın büyüklüğüne göre yaşar."
ERZURUM’DAN İSTANBUL’A TAŞINAN YEMİN
O, henüz hayatın en taze baharında, sadece 19 yaşındaydı. Adı Zakir Alkan. Bir Türk Milliyetçisi, ülkü yolunun fedai neferi. Doğduğu toprakların, kadim Erzurum’un sarsılmaz ruhunu yüreğinde taşıyarak, ailesiyle birlikte zorlu bir göç ile İstanbul’a gelmişti. Fatih ilçesinin kalabalık sokaklarında, vatan sevgisinin ateşini hiç söndürmeden ikamet ediyordu. Onun varlığı, sadece bir gencin varlığı değil, destansı bir adanmışlığın habercisiydi.
VATAN LİSESİ VE HAK YOLUN MÜCADELESİ
Zakir Alkan, Vatan Lisesi’nin sıralarında sadece ders kitaplarını değil, milletinin geleceğini okuyordu. O, hayatının en verimli çağını, kolay yolu seçmek yerine, inandığı kutlu davanın dikenli patikalarına adamış bir öğrenciydi. İstanbul’un karmaşasında, ideallerini bir fener gibi taşıyarak, geleceğe umutla bakıyordu. Onun her adımı, karanlık ideolojilerin kuşattığı bir dönemde, milli duruşun cesur bir beyanıydı.
09 HAZİRAN 1978: KARARLIĞIN SON YÜRÜYÜŞÜ
Takvimler 09 Haziran 1978’i gösterdiğinde, Zakir Alkan için sıradan bir gün gibi başlayan bu sabah, tarihin en hüzünlü sayfalarından birine dönüşecekti. Vatan Caddesi üzerinde bulunan Huzur Çayevi’nde bir arkadaşıyla geleceğe dair sohbetini tamamladıktan sonra, okuluna doğru yürüyüşe geçti. Bu, onun son kararlı yürüyüşü olacaktı.
Fakat zalimlik, pusuda bekliyordu. Yürüdükleri yol, Antep Yurdu’nda barınan Dev-Yol militanları, komünist terörün eli tarafından kesildi. Silahların gölgesinde, iki gence zorla yön verildi. Yürüyüşleri, özgürlüğe değil, karanlığa doğruydu.
LUNAPARK VE BİR GAR’DA BİTEN İNFAZ
Gözdağı vermek ve ruhunu teslim almak isteyen cellatlar, önce onları lunapark civarına sürüklediler. Oysa lunapark, çocukluğun ve neşenin diyarı olmalıydı; Zakir ve arkadaşı için ise burada işkence ve aşağılama başladı. Onlar, ideallerinden vazgeçmeleri için ağır bir şekilde dövüldüler. Bedenleri darbe alsa da, Zakir’in duruşu asla sarsılmadı. O, o anlarda sadece dayak yiyen bir genç değil, teslim alınamayan bir ruhun kalesiydi.
Sonra, alçaklığın doruk noktasına ulaştığı o karargahta: Bir kamyon garajına götürüldüler. Sanayi kokan, soğuk ve adaletin uğramadığı bir köşede, 19 yaşındaki bu yiğit ülkücü, arkadaşıyla birlikte, inancının bedelini ödedi. Silahlar patladı ve Zakir Alkan, vatanına olan borcunu en yüce bedel ile, kanıyla ödeyerek şahadet mertebesine yükseldi.
09 Haziran 1978, İstanbul’da, genç bir fidanın zalimce kesildiği, ancak o fidanın köklerinin millete yayıldığı gün oldu. Zakir Alkan, kuru bir biyografi değil, gençliğini bayraklaştıran bir kahramanlık destanıdır.
"Onlar, 19 yaşlarının baharında vatanın kaderine mühür vuran isimsiz kahramanlardır; kurşunlar bedeni durdurabilir, ama ruhun destanını asla."