"Alnına yazılan en büyük rütbe: Vatan için son nefesi vermekti."
KONYA'DAN YÜKSELEN MİLLİ YEMİN
Konya'nın Karapınar ilçesinden, toprağın sadakatini, davanın ise asaletini kuşanarak çıktı Mehmet Yaylacı. O, yalnızca bir aile ferdi değil, bir fikrin yılmaz neferiydi. Zira Karapınar Ülkü Ocakları Başkanı olan Yaşar Yaylacı’nın kardeşi olmak, onun kaderine düşen ateşten bir mühürdü. Türk Milliyetçisi Ülkücü kimliği, henüz yirmili yaşlarının başında, ona sadece bir dünya görüşü değil, uğrunda can verilecek bir namus borcu yüklemişti.
VATAN BORCUNUN ZIRHI: JANDARMA ÇAVUŞ
Hayatının mesleki ayrıntıları zamanın sis perdesinde kaybolsa da, onun omuzlarına yüklediği en kutsal görev, üniformasıyla taçlanmıştı. Jandarma Çavuş rütbesiyle, milletine olan vatani görevini yerine getiriyordu. Bu görev, bir emir kipi değil, gönüllü bir adanmışlıktı. Görev yeri, o çalkantılı 1970’li yılların en sıcak cephelerinden biri olan Gaziantep’ti; hürriyetin bedelinin her gün kanla ödendiği, hain pusu ve ihanetin kol gezdiği bir sınır hattı.
KARARLILIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Takvimler 08 Haziran 1976'yı gösterdiğinde, Gaziantep semaları bir kez daha karanlık bir gürültüyle sarsıldı. Güvenlik güçleri, ülkenin birliğini hedef alan, yıkım ve bozgunculuk peşinde koşan komünist militanlarla amansız bir çatışmaya tutuşmuştu. Mehmet Yaylacı, görevini yaptığı o kritik anda, geride durmayı, siperin ardında saklanmayı seçmedi.
O anın, o kahramanlık anının detayları, hangi silahı ilk ateşlediği, hangi canı kurtarmak için öne atıldığı tam olarak bilinmese de; tarih, onun kararlılığını kaydetmiştir. O, kızıl bir tehdidin vatanın kalbine saplanmasına izin vermemek için, ölümün üzerindeki örtüyü kaldırdı ve doğrudan tehlikenin merkezine yürüdü. Bilinmezlik, onun fedakârlığının yüceliğidir.
SON NEFES, İLK DESTAN
Çatışmanın en şiddetli anında, alçakça sıkılan ‘kızıl kurşunlar’ hedefi buldu. Mehmet Yaylacı, görevini yaparken, vatan toprağına canını siper ederken düştü. Düşüşü, bir yenilgi değil, bir zafer mührüydü. Jandarma Çavuş Mehmet Yaylacı, Gaziantep'te, milletin huzuru ve bekası için kanının son damlasına kadar mücadele ederek şehadet şerbetini içti.
Böylece 08 Haziran 1976 tarihi, sadece bir ölüm günü değil, memleket sevgisinin nasıl bir kahramanlık destanına dönüştüğünün ebedi kanıtı oldu. O, görevini bitirdi, ama bıraktığı emanet nesiller boyu sürecek bir and oldu.
"Ve 08 Haziran 1976'dan beri, onun adı sadece bir isim değil, Gaziantep semalarında yankılanan bir nöbet çağrısıdır."