"Bazı hayatlar, karanlık çağlarda dahi, idealin neferleri için birer meşale olur. Yusuf İmamoğlu'nun vedası, işte o ateşten bir yemin, bir ahittir."
KİMLİK: KÜLLERDEN DOĞAN MİRAS
Yusuf İmamoğlu… O, sadece 25 yıllık ömrüyle değil, taşıdığı soylu davanın ağırlığıyla anılması gereken bir isimdi. Hayatının henüz baharındayken, 08 Haziran 1970 tarihinde, İstanbul’un kaynayan kazanında bir yıldız gibi kaydı. Kökeninde bir direniş mirası vardı; ailesi, Bulgar hükümetinin zulmüne boyun eğmeyerek Anadolu’nun sığınmacı kucağına, Bursa'nın İnegöl ilçesine yerleşmişti. O, adeta, atalarının yurt hasretini, Türkiye'nin geleceği için adanmış bir kavgaya dönüştürmüştü.
ADANMIŞLIĞIN KARARGÂHI VE SON SINIF
Yusuf, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde son sınıf öğrencisiydi; ancak onun esas görevi sadece dersliklerde değil, cephedeydi. O, yalnızca bir öğrenci değil, Ülkücü teşkilatın Edebiyat Fakültesi’ndeki onurlu başkanıydı. Üniversitelerin, devrimci solcu-komünist militanların şiddetiyle kuşatıldığı, korkunun kol gezdiği o zorlu dönemde, O’nun varlığı, ülküdaşları için bir sarsılmaz kale anlamına geliyordu. Fakülte, düşmanın hakimiyetindeydi; adanmış gençlerin eğitim hakkı dahi ellerinden alınmaya çalışılıyordu.
SON GÖREV: VEKÂLETEN YÜRÜNEN ATEŞ ÇEMBERİ
Olay günü, takvimler 8 Haziran 1970’i gösterirken, Yusuf İmamoğlu, bir liderin gösterebileceği en büyük fedakârlığı yapmaya karar verdi. Yüksek Öğretmen Okulu’ndan gelen ülkücü öğrenciler, fakülteye giriş izni bulamıyor, devam haklarını kaybetme tehlikesiyle dışarıda bekliyorlardı. Bu tehlikeye, bu haksızlığa razı olmadı. Yusuf, kendi canını hiçe sayarak, ülküdaşlarının devam karnelerini topladı. O, bu belgeleri hocalara imzalatmak ve öğrencilerin geleceğini kurtarmak için, düşmanın kalbine, Edebiyat Fakültesi’ne tek başına girdi. Bu, sadece bir imza toplama eylemi değil, hakkın teslim edilmesi uğruna bilerek ateşe yürüme eylemiydi.
KAPIDAKİ HAİN TUZAK
Yusuf İmamoğlu, görevi başarıyla tamamladı; belgeler imzalandı. Fakat bu kahramanlık kokan harekât, karanlık güçlerin dikkatinden kaçmadı. O’nun içeride olduğunu haber alan katiller sürüsü—devrimci solcu-komünist militanlar—harekete geçti. Asistan Odası olarak bilinen 339 numaralı odanın kapısında pusu kurdular. Yusuf, görevini tamamlamış olmanın huzuruyla kapıdan çıkarken, alçakça bir saldırıyla sıkıştırıldı. Önce dövmeye başladılar; ancak o, yiğitliğine yakışır bir hamleyle, o vahşi ellerden kurtulmak için kaçmaya çalıştı.
İşte o an, gözü dönmüş katillerin acziyeti ve kinleri zirveye ulaştı. Namert bir kurşun, Yusuf’un sağ kulağının arkasından girip sol kulağından çıktı.
23 DAKİKALIK İSYAN VE VEDA
Yere yığıldı. Kurşun yarasının ağırlığına rağmen, o genç beden hemen teslim olmadı. Fakat Moskof dölleri, insanlıktan nasibini almamış alçaklar, son nefesinde bile onun kahramanlığına tahammül edemediler. Ağır yaralı Yusuf’u hastaneye kaldırmak isteyenlere engel oldular. Çağrılan ambulansın dahi fakülte bahçesine girmesine izin vermediler.
Yusuf İmamoğlu, tam 23 dakika boyunca, çağrılan yardımın engellendiği, vahşetin ve teslimiyetin kol gezdiği o yerde, tek başına direnerek can verdi. O, son nefesini verirken, etrafındaki hainler marşlar söyleyerek cinayet mahalli olan fakülteden ayrıldılar; bu, vicdanların ne kadar karardığının en acı ispatıydı. Olayın şahitleri olan fakülte mensupları (bir doçent ve iki asistan) silahla tehdit edildi, bir profesör ise dersinden zorla dışarı atılarak hırpalandı. Yusuf’un kanı yerde akarken, polis olay yerine ancak 1,5 saat sonra intikal edebildi.
KAHRAMANIN SON YOLCULUĞU
Yusuf İmamoğlu'nun şehadeti, ülkücü kamuoyunda derin ve sarsıcı bir tepkiye yol açtı. O’nun kanı, üniversiteleri komünist şiddete teslim eden yönetimlerin ve hükümetlerin vicdanına damladı.
Bu genç kahramanın naaşı, kalabalık bir törenle vapurla son kez İstanbul’dan ayrıldı; adanmışlığın nişanesi olarak memleketi Bursa’ya yollandı. Yusuf İmamoğlu, Bursa Emirsultan Mezarlığı’na, davasının ölümsüz şehidi olarak defnedildi. Ruhu hürriyete kavuştu; ancak bıraktığı iz, ülkücü hareketin hafızasına kazınmış, zulme karşı atılan cesur bir adımın sembolü olmuştur.
"Bazı ölümler sadece bir kahramanlık belgesi değildir; onlar, geleceğin nesillerine yazılmış, bedeli ödenmiş bir hürriyet fermanıdır."