"Bazı yollar, sadece yürümek için değil, inanç uğruna bedel ödemek için atılan adımlarla kutsanır. Ramazan Yüksel’in son yürüyüşü de böyle bir yemindir."
KİMLİĞİ VE KÖKLERİ
Anadolu’nun çelikten iradesini taşıyan topraklarında, Malatya’nın Yeşilyurt İlçesi Görgü köyünde 1955 yılında dünyaya geldi Ramazan Yüksel. O, ne saraylarda büyümüş bir beyzade ne de zenginliğe sırtını dayamış bir tüccardı. O, hayatını alnının teriyle, bileğinin gücüyle kazanan bir İşçi idi. Beş kardeşiyle kurduğu sıcak yuvada, kendisi de evli bir baba olarak, biricik kız çocuğuna hem ekmek getirmeyi hem de inançlarının asaletini miras bırakmayı amaç edinmişti. Onun kimliği, toprağa bağlılığın, emeğe saygının ve sarsılmaz Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz bir temsilcisiydi.
ADANMIŞLIĞIN ÇELİK KALESİ
Ramazan Yüksel, sadece ailesinin geçimini sağlamakla kalmıyordu; omuzlarında, daha büyük bir davanın da ağırlığını taşıyordu. Sümerbank’ın zorlu tezgahlarında çalışırken dahi, milletinin ve işçi kardeşlerinin hakkını savunmaktan geri durmadı. O, Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) yönetiminde görevliydi. Bu görev, onun için sadece bir unvan değil, işçi sınıfının haklarını komünist ideolojinin tahribatından koruma yeminiydi. Ramazan Yüksel, hayatını iki kutsal alana adamıştı: Yuvasına ve inandığı büyük davaya. Bu adanmışlık, onu hedef tahtasına koyanların kinini günden güne büyütüyordu.
31 MART 1980: TEK BAŞINA YÜRÜYÜŞ
Her yiğit, hayatının en kritik anında yalnız kalır. Takvimler 31 Mart 1980’i gösterdiğinde, bu fedakar işçi için kaderin çemberi daraldı. Her sabah olduğu gibi işine gitmeye hazırdı. Ancak o gün, yol arkadaşı gecikmişti. Bekleyebilirdi, tehlikenin gölgesini görmezden gelebilirdi; ama Ramazan Yüksel, disiplininden ve görev bilincinden taviz vermedi. Bilmeden, adanmışlığının ve cesaretinin en yüksek sınavına, tek başına yürümeye karar verdi.
O yolda, pusuda bekleyen karanlık yüzlerle, devrimci-solcu komünistlerin nefret çemberiyle karşılaştı. Tek bir adam, bir grup kinle bilenmiş vicdansızlığın karşısında duruyordu. Ramazan Yüksel, inancının son kalesini savunurcasına direndi. Onlar, yumruklarla, tekmelerle sadece bir işçinin bedenini değil, aynı zamanda milli duruşun onurunu da ezmek istediler. Ancak Ramazan Yüksel ne geri adım attı ne de boyun eğdi.
ŞEHADET VE EBEDİYET
Kinleri o kadar büyüktü ki, döverek susturamadıkları bu kahramanın sesini sonsuza dek kesmek istediler. Olay yerinde, namert eller tarafından ateşlenen mermi, Türk Milliyetçisi Ramazan Yüksel’in alnına isabet etti.
Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Eşi, kızı ve kardeşleri bekledi; ama Malatya’nın bu onurlu evladı, vatan ve inanç uğruna verdiği mücadelenin son nefesini veriyordu. O, sıradan bir işçi olarak yola çıkmıştı; ama 31 Mart 1980 günü, zulme karşı duruşuyla, Milliyetçi Hareket’in Ülkücü Şehidi olarak ebediyete intikal etti.
Malatya toprağı, onun kanıyla bir kez daha kutsanmış, adı ise Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesi defterine altın harflerle yazılmıştır. Ramazan Yüksel, geride sadece bir yetim ve derin bir acı değil, aynı zamanda inancından asla dönmeyen bir kahramanlık destanı bıraktı.
"O, adını 31 Mart 1980 günü, vatan davasının ölümsüzlük defterine, kendi kanıyla yazdıran bir erdi; o, zor günlerin cesur işçisi, Ramazan Yüksel’di."