"Vatan aşkı, en ağır bedeli ödemeyi gerektirse bile, omuzlanması gereken en şerefli yüktür."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİN YÜKÜ
Giresun’un Keşap ilçesine bağlı Düzköyü’nde filizlenen bir idealin adıydı o: İbrahim Celal Kendir. Onun hayat çizgisi, toprağın sadeliği ile çelikleşmiş bir iradenin kesişme noktasıydı. Bir Türk milliyetçisi, bir Ülkücü olarak, henüz genç yaşta davasına adanmışlığı seçti. O, sadece bir birey değil, 1970’lerin karanlık ve zorlu rüzgârlarında inancını ve bayrağını yere düşürmemeye yemin etmiş bir neslin simgesiydi.
BİR YÜREK, İKİ ÇOCUK VE BİR FABRİKA
Hayatın yükünü erken omuzladı. İstanbul’un karmaşasında, Gaziosmanpaşa’da sade bir hayat kurmuştu. Mesleği işçiydi; elinin emeğiyle geçinen, alın teri kutsal olan bir fabrika çalışanı. Yirmi dört yaşındaydı; hayatının baharında, önünde uzayıp giden yollarda, sadece rızkını kazanma mücadelesi değil, aynı zamanda büyük bir görev de bekliyordu. En büyük zenginliği ise ailesiydi; evliydi ve gözlerinde geleceğe dair umutlar taşıyan iki evladın babasıydı. Onun fedakârlığı, mesai bitiminden sonra bile bitmeyen bir nöbetin adıydı. Maddi dünyanın zorluklarına rağmen ruhunu koruyan, abdestinde ve namazında duran, sarsılmaz bir imana sahipti.
İDEOLOJİNİN NEFERİ VE ADANMIŞ CEPHE
İbrahim Celal Kendir, sadece geçimini sağlayan bir işçi değil, aynı zamanda davasının kalesiydi. İstanbul Gaziosmanpaşa’da MHP İlçe Sekreteri olarak görev yapıyordu. Bu, sıradan bir makam değil, pusunun kol gezdiği, tehdidin havada asılı kaldığı bir dönemde, milletinin geleceği için en ön cephede durma yeminiydi. O, fabrikadan çıkıp direkt olarak milletin dertlerine koşan, ailesinin sıcaklığını vatanının ateşiyle dengeleyen bir kahramandı. Onun için makam, neferlikti; görev, ölümü hiçe saymaktı.
KADERİN SON DURAĞI VE YILMAZ DİRENİŞ
Takvimler, 07 Haziran 1976’yı gösterdiğinde, İstanbul'da bir kahramanlık destanı yazılıyordu. Gaziosmanpaşa Alibeyköy Caddesi, onun son yürüdüğü yol oldu. Detaylar bilinmez, sessizlik sadece alçaklığın perdesini örter; ancak bilinen bir şey vardı: Komünist militanlar tarafından kurulan hain bir pusu onu bekliyordu. O, yolundan dönmedi. Vatanına ve inancına olan bağlılığı, karşısına çıkan karanlığa rağmen attığı son adım oldu. Silahların namluları, bir babanın, bir işçinin, bir davanın neferinin üzerine döndüğünde, 24 yıllık kısa ömrüne sığdırdığı koca bir yaşam, bir anda sonsuzluğa uzandı. O an, bir dava adamının, inandığı değerler uğruna kendi canını siper edişinin mühürlendiği andır. İbrahim Celal Kendir, düştüğü yerde bir bayrak gibi kalarak, şehadet şerbetini içti.
EBEDİYETİN MÜHRÜ
Şehadeti, adını ölümsüzler defterine altın harflerle yazdı. Hayatını adadığı topraklara, İstanbul'un Taşlıtarla kabristanında, iki yetimin ve bir eşin yüreğinde kanayan bir yara bırakarak teslim edildi. İbrahim Celal Kendir, bir işçi olarak yaşadı; ancak bir ülkü uğruna can vererek bir destanın kahramanı oldu. Onun 24 yıllık hikâyesi, zor zamanda davasına sırt çevirmeyenlerin, sevdiklerini bırakıp nöbetine koşanların en hüzünlü ve en gururlu örneğidir.
"Bazıları 24 yıl yaşar, bazıları 24 yıllık yaşamıyla bir milleti diriltir. İbrahim Celal Kendir, bugünleri göremese de, yarınlarımızın teminatı olarak düşen yıldızımızdır."