"Bazı hayatlar bir davaya adanır ve o dava için can vermek, sadece bir bitiş değil, ebedi bir başlangıçtır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YUVASI
Çankırı’nın dağlarından, Çalcıören/Çerkeş köyünün aziz topraklarından kopup gelen bir yiğitlik tohumuydu Ali Osman Devecioğlu. Doğum tarihi 1958’di; ancak bu kısa ömür, çağının tüm çalkantılarını içinde barındıracaktı. Ailesi ile birlikte İstanbul’a yerleşmiş, ancak köklerinden getirdiği inancı ve mukaddes davaya olan bağlılığını hiç yitirmemişti. O, henüz 20 yaşındaydı; hayatının baharında, geleceğe dair en büyük hayali, ideallerinin gerçekleştiğini görmekten ibaretti.
İSTANBUL’UN GENÇ FEDAİSİ
Ali Osman, sadece Yeni Levent Lisesi’nin bir öğrencisi değil, aynı zamanda ülkücü hareketin atan nabzıydı. Tehlikenin gölge gibi takip ettiği o zorlu yıllarda, geri durmayı reddetti. O, davasına yüreğini adayan bir neferdi. Şişli Büyük Ülkü Derneği’nin yönetiminde görev aldı; MHP Şişli İlçe Teşkilatı gençlik kollarının ve MHP İstanbul İl Gençlik Kolları’nın en aktif, en kararlı simalarından biriydi. O, sadece okumuyordu; o, inandığı değerleri savunmak üzere İstanbul sokaklarında cephe tutuyordu. Adanmışlığı ve cesareti, yaşadığı yer olan İstanbul Çeliktepe Emniyet Evleri’nden, davanın en kritik merkezlerine uzanıyordu.
KARAR GÜNÜNÜN SABAHI
Takvimler 07 Haziran 1979’u gösteriyordu. O karanlık dönemde, Ali Osman’ın en kutsal görevi, annesi Havva Devecioğlu’nun sağlığını düşünmekti. Sabah saat 08.00 sularında, annesini hastaneye götürmek üzere kapıda bekleyen komşularının otomobiline bindiler. Bu, fedakârlığın ve merhametin rutin bir sabahı olabilirdi; ancak kader, Ali Osman’ın destanını yazmak için o anı seçmişti.
Komşuları, unuttukları küçük bir paketi almak için eve dönerken, pusu çoktan kurulmuştu. Karanlığın üç gölgesi, üç komünist militan, sessizce otomobilin yanına yaklaştı. Ellerindeki gerilla tipi tabancaları aniden çekerek, sivil ve savunmasız iki insana, Ali Osman ve annesine kurşun yağdırmaya başladılar.
ANNE KORKULUĞU VE SON NEFES
Silah sesleri göğü yırtarken, Havva Devecioğlu’nun yüreği oğlunun üzerine titredi. O, bir annenin verebileceği en büyük kararı tereddütsüzce verdi: oğlunu korumak için kendi bedenini siper etti.
Annesi, vücudunu oğlunun üzerine kalkan yaparak, onu saran bir zırh oldu. Havva Devecioğlu, boynundan ve kollarından yaralar alarak kanlar içinde Ali Osman’ın üzerine yığıldı. Bir can, diğerini kurtarmak için kendisini feda ediyordu.
Ancak zalimliğin kurşunları amansızdı. Annesinin koruyucu kollarının arasında bile olsa, bir kurşun Ali Osman Devecioğlu’nun alnına isabet etti. Genç fedai, inancının ve davasının bedelini ödeyerek, annesinin kollarında şehadete yürüdü.
Oğlunun kollarının arasında can verdiğini gören anne Havva Devecioğlu, kendi yaralarının acısını unuttu. Gözyaşları ve çaresizlikle haykırdı: "Benim binbir güçlükle yetiştirdiğim evladımdan ne istediler? Onlar gibi düşünmesi mi lazım!"
Bu acı dolu haykırış, sadece bir annenin ağıtı değil; bir milletin evladına yapılan zulme karşı yükselen, tarihe kazınmış bir protestoydu. Ali Osman Devecioğlu, henüz 20 yaşında, annesinin fedakârlığına şahit olarak, bir ülkü uğruna 07 Haziran 1979’da sonsuzluğa yürüdü.
"Bazı yiğitler, kısa yaşasa da, geride bıraktıkları adanmışlık, annelerinin gözyaşlarında ve davanın kalbinde bir destan olarak yaşamaya devam eder."