"Bükülmeyen her baş, karanlığa karşı yakılmış bir meşaledir. O meşale, adalet uğruna can verenlerin göğsünde yanar."
KİMLİĞİ VE TOPRAĞIN SESİ
06 Haziran 1980'de, Ordu'nun Ünye toprakları, bir yiğidin ebediyete yükselişine tanıklık etti. O yiğit, adını milletin hafızasına Dursun Kısacık olarak kazıyan, Türk Milliyetçisi Ülkücü bir şehitti. Ünye’nin Erenyurt Gocasar mahallesinden, toprağın sadık bir evladıydı. Aile ocağını sıcak tutan, evlatlarına miras olarak onuru bırakmaya adanmış, evli ve çocuk sahibi bir babaydı. O, sadece bir birey değil, yaşadığı coğrafyanın ruhuydu; yerel yönetimin sorumluluğunu omuzlayan Erenyurt Belediyesi encümen üyesiydi.
HİÇ BÜKÜLMEYEN DURUŞU VE ADANMIŞLIĞI
Dursun Kısacık’ın hayatı, kendini unutup topluma hizmet etme yemini üzerine kuruluydu. Kendisinden ziyade, yaşadığı topluluğa faydalı olmak için çırpındı. O, Gocasar’ın sadece yerlisi değil, aynı zamanda ruhani lideri, kanaat önderlerindendi. Bilgeliği ve sağlam duruşu sayesinde, Ünye’den ve Ordu’dan gelenler onun kapısında rehberlik bulurdu.
Onu diğerlerinden ayıran, çelik gibi iradesiydi. Hiçbir kişi veya makam karşısında boyun eğmemiş, rüzgârın estiği yöne göre yön değiştirmemişti. Bildiği doğru yoldan ayrılmamış, en büyük tehditler ve en karanlık baskılar karşısında dahi duruşunu bozmamıştır. Onun hayat felsefesi basitti: Hakikat için yaşa, hakikat için öl.
O KARANLIK GÜNDE GELEN SÖZ
Kahramanlık, en zor anda yalnız kalmayı gerektiren bir seçimdir. O kara gün, 06 Haziran 1980’de, Gocasar aşağı camisinin manevi huzuru kirletilmeye kalkışıldı. Bir grup komünist militan, ibadet eden cemaati zorla toplayarak, inançlarına ve düzenlerine yabancı propagandaları dinlemeye mecbur etti. Camideki herkes, o anki zorbalığın yarattığı korku zincirine tutsak kalmışken, o zinciri kırmaya cesaret eden tek bir ses yükseldi: Dursun Kısacık’ın sesi.
O, cemaatin onuru ve ibadet özgürlüğü için ayağa kalktı. Yalnızdı, silahsızdı, ama göğsünde taşıdığı iman ve millet sevgisi, onu devleşen bir kalkan yaptı. O anda söylediği bir söz, yaptığı tek bir karşı çıkış, sadece caminin değil, tüm Gocasar’ın ruhunu kurtaran destansı bir meydan okumaydı. O gün, Dursun Kısacık, zulme karşı susmamanın bedelini ödemeye hazır olduğunu tüm dünyaya ilan etti.
SON NEFES, SON DİRENİŞ
Hakikatin sesi, zalimlerin kulağını tırmalar. Dursun Kısacık'ın camide sergilediği bu eşsiz direniş, yasadışı Dev-Yol terör örgütünün militanları tarafından asla affedilmedi. O, doğruyu söylediği için hedef tahtasına konuldu.
Sonrası, kahramanlık yolculuğunun kaçınılmaz bedeliydi. Kısa bir süre sonra, terör örgütünün haince kurduğu bir pusuda, kurşunlanmak suretiyle şehit edildi. O, karanlığın üzerine yürürken, geri adım atmayı reddetmişti. Bükülmez bir ruhla atılan o son adımlar, 44 yıl sonra dahi yankılanan bir destanın başlangıcı oldu. Dursun Kısacık, namerde boyun eğmediği o son ana kadar, inandığı değerler uğruna yaşama ve ölme onurunu taşıdı.
"Bazı insanlar sadece yaşamaz, yaptıkları tek bir onurlu karşı çıkışla, kendilerinden sonra gelen nesillere onurlu bir hayatın nasıl yaşanacağını öğretirler."