"Adanmış bir yürek için takvimler sadece birer tarihtir; asıl olan, o tarihte inancın ateşiyle yanan kararlılıktır."
İDEALİN SESSİZ NEFERİ
O, bir destan yazmak için yola çıkmıştı, kağıt ve kalemle değil, alın teri ve sarsılmaz bir inançla. Adı EMİN ÇALIŞIR’dı. Kayıtlara sadece bir ‘İşçi’ olarak geçmişti, oysa omuzlarında taşıdığı yük, bir milletin geleceğiydi. Doğduğu coğrafya kayıtlarda yer almasa bile, hangi toprağın evladı olursa olsun, o ruhunda taşıdığı ‘Türk Milliyetçisi Ülkücü’ kimliğiyle vatana adanmıştı. Emin Çalışır, İstanbul'un çalkantılı 1980 baharında, fırtınanın tam ortasında, yüksek ideallerin yılmaz savunucusu olarak duruyordu.
KARDEŞLİK VE ADANMIŞLIĞIN ÇATISI
Fedakârlık, bazen en zorlu şartlarda yan yana durmaktan ibarettir. Emin Çalışır, kader birliği yaptığı ülküdaşı Tamer Demirel ile aynı çatıyı paylaşıyordu. Tamer Demirel, Yüksek Denizcilik Okulu’nun parlak bir öğrencisiydi; Emin Çalışır ise emeğiyle ülkesine hizmet eden bir işçi. Meslekleri farklı, ancak ruhları aynı davaya perçinlenmişti. İstanbul, Acıbadem’deki o ev, sadece bir ikametgâh değil, milli şuurun ve kardeşliğin sarsılmaz kalesiydi. Onlar, o karanlık çağda aydınlık bir geleceğe inanmanın bedelini omuzlamışlardı.
05 HAZİRAN 1980: KAHPE PUSU
Karanlığın gölgeleri, en kutsal sayılan değerleri bile kirletmekten çekinmezdi. Tarihler 05 Haziran 1980’i gösterdiğinde, İstanbul’un kalbinde alçakça bir plan devreye sokuldu. Ülkücülerin sığınağı olan eve, devrimci solcu komünistler tarafından namertçe bir baskın düzenlendi. Bu katiller, en büyük ihanetin örtüsü olan 'polis' kimliğine bürünerek, o iki vatan evladının yanına sinsice yaklaştılar. Güven duygusunun ayaklar altına alındığı, şerefin pusuya dönüştüğü o an, Acıbadem’deki evde kahramanlık ve ihanet karşı karşıya geldi.
SON DİRENİŞ VE EBEDİ YOLCULUK
Kapılar kırılıp, o hain silahlar ateşlendiğinde, o iki ülküdaşın nasıl bir kararlılıkla bu vahşete karşı durduğu, tarihin sessiz sayfalarında gizli kaldı. Ancak onların duruşu, üzerlerine yağan mermi sağanağına rağmen yılmadıklarının en büyük ispatıdır. O iki vatan sevdalısı, Emin Çalışır ve Tamer Demirel, katillerin açtığı ateş sonucunda ağır yara aldılar. Onlar, en zor anda bile inandıkları davanın sancağını yere düşürmemeyi seçmişlerdi. Hastaneye kaldırıldılar, ancak yazılan destan, bedenin dayanma gücünü çoktan aşmıştı. Onlar, o kutsal mücadelede alınlarına yazılan kaderi kabul ederek, kurtarılamadılar.
Emin Çalışır, 05 Haziran 1980’de, İstanbul’da, inancı uğruna can vererek, adını tarihe sadece bir işçi değil, ebedi bir şehit olarak yazdırdı.
"Ve İstanbul, 05 Haziran’da bir kez daha öğrendi ki, ülkü uğruna can verenler için ölüm bir son değil, sonsuz bir destanın sadece başlangıcıdır."