"Milletin yüreğinde saklı kalan her şehit adı, hürriyetin ebedi mührüdür."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİN YÜKSELİŞİ
Anadolu’nun kadim yurdu Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde doğan bir fidanın adıydı İLHAN MUSTAFA KAHRAMAN. Henüz ömrünün baharında, geleceğin ışığını taşırken, kader onu yalnızca bir öğrenci olmaktan öteye taşıdı. O, Ankara Teknik Öğretmen Okulu’nun sıralarında sadece ders görmüyor, aynı zamanda Türk milletinin davasını omuzluyordu.
Mustafa Kahraman, bir idealin neferiydi. Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) yönetim kurulunda görev alacak kadar davasına adanmış, milliyetçi cephenin en ön saflarında duran bir genç ülkücüydü. Onun duruşu, sadece bir siyasi görüşün temsilcisi değil; dindar, ahlaklı ve Türk-İslam ruhuna bağlı nesillerin sarsılmaz bir simgesiydi. Onun varlığı, geleceği karanlık ellerden korumaya yemin etmiş bir iradenin manifestosuydu.
YARIM KALAN İZİN VE KARAR ANLARI
Takvimler 05 Haziran 1969 Perşembe gününü gösterdiğinde, Mustafa Kahraman okulundan izin alarak doğduğu, havasını soluduğu Şebinkarahisar’a döndü. Bu, bir öğrencinin ailesine, toprağına duyduğu basit bir özlem ziyareti değildi; bu, kaderin onu büyük bir fedakârlık makamına çağırdığı son yolculuktu.
Oysa karanlık odaklar, gençliğin cesaretini ve inancını hedef almıştı. Türk milletinin bağımsızlık ve iman mücadelesini durdurmak isteyen hain bir zihniyet, eli kanlı bir piyonu, Salih Çakar isminde alçak bir katili tetikçi olarak kullanmaya ikna etti. Onu para ile, çeşitli imkânlar vaadiyle kiraladılar. Gaye, şahsi bir husumet değil, saf bir ideolojik düşmanlıktı; amaç, geleceği temsil eden bu fidanı kökünden sökmekti.
KAHPE SALDIRI VE YÜREĞE SAPLANAN HAINLIK
Şebinkarahisar sokakları, o kara günün ağırlığını sonsuza dek taşıyacaktır. Ülkücü fidan, hazırlıksız ve arkası dönükken yakalandı. Gözü dönmüş katil, kahpece ve kalleşçe, bir kahramanın yüzleşme şansını elinden alarak sırtından yaklaştı.
Önce bıçak darbesiyle hedef alındı, ardından namlunun ateşiyle bu büyük yürek yere serildi. İlhan Mustafa Kahraman’ın son nefesi, kendi toprağına, inandığı davanın sancağı altına düşen ilk ve en ağır şehadet mührü oldu.
Ancak bu cinayet, basit bir saldırı değildi. Olay sonrası yakalanan tetikçinin cebinden çıkan kanlı liste, katliamın sadece başlangıç olduğunu gösteriyordu. O listede, tıpkı Mustafa Kahraman gibi vatanına adanmış on milliyetçi gencin adı vardı. Bu, bir intikam değil, bir hareketin lider kadrosunu yok etme girişimiydi. Mustafa Kahraman’ın şehadeti, Türk gençliğine karşı açılan ölüm kalım savaşının ilk emriydi.
BİLDİRİ: VAROLUŞ YEMİNİ
Mustafa Kahraman’ın kanının sıcaklığı henüz kurumamışken, Genç Ülkücüler Teşkilatı tarafından yayınlanan bildiri, bu mücadelenin basit bir siyasi çekişme olmadığını, bir milletin vicdanının haykırışı olduğunu ilan etti.
Bu bildiri, Mustafa Kahraman’ı; “Milliyetçi, dindar, Türk-İslam ahlakına bağlı” olarak tanımladıktan sonra, açıkça cepheleri çiziyordu: Bu, Allah’a inananlarla inanmayanların; Müslüman Türk’ün canına kastedenlerle yapılan bir yaşama mücadelesiydi.
İhanetin kaynağı netti: “Moskof’un yerli uşakları,” Allahsızlar gürûhu. Onlar Ezan seslerinin sustuğu, Türk bayrağının eğildiği bir Türkiye’nin özlemini çekiyorlardı.
Mustafa Kahraman’ın ülküdaşları, onun şehadeti önünde eğilerek, tarihe geçecek büyük bir yemin ettiler:
“Durmayacağız, yılmayacağız, meydanı Türk-İslam düşmanlarına bırakmayacağız. Son Türk’ün son hakkı teslim alınıncaya, son hainin kafası ezilinceye kadar çarpışacağız. Milletimiz için canımızı vermeyi en büyük şeref, en kutsal makam sayarız.”
Şebinkarahisarlı ilk şehit İLHAN MUSTAFA KAHRAMAN, işte bu yeminin fitilini ateşlemiş, geride bıraktığı kardeşlerinin ülkü bayrağını zafere taşıyacağı o büyük günü beklemek üzere sonsuzluğa yürümüştür.
"Kahramanlar, ölümü seçmez; ölümü kabul ederek bir millete ebedi bir hayat armağan ederler."