"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları günlerle değil, uğruna verdikleri son nefesle ölçülür. Kahramanlık, yazılan her satırda değil, atılan son adımda gizlidir."
I. KİMLİĞİ VE YÜREĞE YAZILAN İDEAL
O bir isimden ibaret değildi; o, bir duruşun, bir inancın çelikten timsaliydi. Adı, yiğitliğin sesi gibi yankılanan YAVUZ DURSUN. Ve unvanı, ruhuna kazınmış bir mühürdü: TÜRK MİLLİYETÇİSİ, ÜLKÜCÜ ŞEHİT. Yavuz Dursun, fırtınalı 1980’lerin karanlık göğünde, idealini bayraklaştıran, sıradanlığa ve teslimiyete karşı çıkma cesareti gösteren o nadir ruhlardan biriydi. O, milletinin bekası için yüreğini kalkan yapanların safında yer aldı.
II. EKSİK KALAN İLK BAŞLANGIÇ
Doğduğu yerin tam adresi, zamanın sisleri arasında silinmiş olabilir. Ancak bu eksik bilgi, onun fedakârlığını asla gölgelemez; aksine yüceltir. Çünkü Yavuz Dursun, sadece bir şehrin değil, Anadolu’nun her köşesinden fışkıran bir cesaret tohumuydu. O, vatanın ta kendisinin evladıydı. Doğum yeri bilinmezlikle örtülse de, duruşu tüm coğrafyanın kaderine yazılmış bir yemindi.
III. İZMİR’DE MÜHÜRLENEN KADER
Takvimler, ülkenin en çalkantılı dönemlerinden biri olan 31 MART 1980’i gösteriyordu. Şehadet mekanı ise, Ege’nin incisi, asırlık direnişin sembolü İZMİR oldu. O gün İzmir, bir evladını, ülküleri uğruna en büyük bedeli ödeyen bir yiğidini bağrına basacaktı. O tarih ve o şehir, Yavuz Dursun’un sadece yaşadığı yer değil, ruhunun ebediyete yükseldiği, şanlı destanın yazıldığı yer olarak tarihe kazındı.
IV. BİLİNMEYENİN ÜZERİNE YÜRÜYÜŞ
Yavuz Dursun’un son anları, o meşum OLAY GÜNÜ’nün detayları, hangi tehdidin karşısına dikildiği, hangi sözleri fısıldadığı; tüm bu kritik bilgiler, tarihin bize bırakmadığı, kahramanın tek başına üstlendiği sırlar olarak kaldı.
Ve bu bilinmezlik, onun fedakârlığını bir destan mertebesine taşıdı.
O, son anında ne bir geri çekilme, ne bir tereddüt, ne de bir korku yaşadı. Kahramanlık, tam da bu boşlukta, bu belirsizliğin üzerine kararlılıkla yürüme eyleminde yatar. Yavuz Dursun, karanlık bir akıbetin beklediği o son adımı attı. O, bilinmeyen bir tehlikeye, adanmışlığının mutlak ateşiyle yürüdü. Onun o son anı, kuru bir biyografi detayı değil, inanç uğruna verilen sarsılmaz bir söz, kanla mühürlenmiş bir anddır. Şehadeti, 31 Mart 1980’de İzmir’i, ebedi bir adanmışlığın yurduna çevirdi.
"Ve 31 Mart 1980'de İzmir semaları, sıradan bir günün değil, YAVUZ DURSUN'un ölümsüzleştirdiği ebedi bir yeminin şahidi oldu. O, bedenini siper ederek tarihe adını değil, ruhunu yazdırdı."