"Yiğitler, adlarını tarihe sadece yaşadıkları yıllarla değil, kurşunların gölgesinde dahi şaşmayan kıbleleriyle yazarlar."
ÇELİKTEN BİR İRADE: TUNÇ DUYMAÇ
Giresun’un Çamoluk ilçesine bağlı Kurukol mahallesinin toprağından fışkıran sarsılmaz bir inancın ve adanmışlığın adıydı Tunç Duymaç. Anadolu’nun çelikten iradesini İstanbul’a taşıyan, henüz 42 yaşındayken şehadet şerbetini içen bu kahraman, esnaflığın ve zenaatkârlığın erdemini ülkücülükle harmanlamıştı. Özel sektörde, MOTÖR TİCARET A.Ş.’nin teknik müdürlük elemanı olarak alın teri dökerken, gönlünde taşıdığı bayrağın sarsılmaz bekçisiydi.
ŞİŞLİ’NİN İLK HARCINI KARAN MİMAR
Tunç Duymaç, sadece bir esnaf değil, aynı zamanda bir davanın mimarıydı. 1969 yılının ilk aylarında İstanbul’un kalbi Şişli’de, ülkücü hareketin geleceğini inşa etmek üzere yola çıktı. CKMP’nin MHP’ye dönüştüğü o kritik süreçte, Mustafa Atalay’dan nöbeti devralan Nuri Sarıtekin’in başkanlığındaki mütevelli heyetinin onur kaynağıydı. Abdullah Kucur, Mustafa Kökten ve Emin Oktay ile birlikte, MHP Şişli İlçe Teşkilatının ilk kurucuları arasında yer aldı. Onun adı, bu kutsal davanın ilk harcını karan, Şişli’nin en eski ve en sağlam ülkücüsü olarak tarihin kadim defterlerine işlenmiştir. Tunç Duymaç, kıblesini hiçbir zaman şaşmayan, duruşuyla herkese rehber olan, davasına mutlak sadık bir MHP’li olarak tanındı.
SON SABAHIN KARARLI YÜRÜYÜŞÜ
Takvimler 05 Haziran 1980 Perşembe sabahını gösteriyordu. İstanbul, siyasi karmaşanın gölgesinde güne başlarken, o, her vatansever gibi, hem işine hem de ailesine olan görevini yerine getirmekteydi. Saatler 08.00’ı vurduğunda, evinin kapısından çıktı. Yanında, canından çok sevdiği oğlu Ömer ve oğlunun bir arkadaşı vardı. Gözlerinde geleceğe dair umutlar, yüreğinde ise ülkülerinin ateşi yanıyordu. Bindikleri otomobil, sadece bir taşıt değil, babanın evladına verdiği sözlerin, yarınlara dair kurulan hayallerin sığınağıydı. Tunç Duymaç, oğlunu ve arkadaşını okullarına bırakıp, görev yerine ulaşacaktı. Bu rutin, masum bir sabah yolculuğuydu.
BİR MİLLET İÇİN İKİ CANIN ŞEHADETİ
Ancak o sabah, karanlık ellerin kalleş planları devreye girdi. Yoldayken, masumiyetin üzerine kızıl bir gölge düştü. Kahramanımız ve yanındakiler, komünist militanların alçakça düzenlediği yaylım ateşinin hedefi oldu. Otomobil, sadece demir yığını değil, fedakârlığın mihrabı haline geldi.
Tunç Duymaç, inandığı değerler uğruna kurşunlara göğsünü siper ederken, kararlılığının bedelini en ağır şekilde ödedi. O mübarek günde, sadece Tunç Duymaç değil, aynı zamanda henüz hayatının baharındaki oğlu Ömer Duymaç da babasının yanı başında şehadet mertebesine yükseldi. Bir baba ve oğul, aynı anda, aynı ateş çemberinde, vatan ve inanç yolunda son nefeslerini verdiler. Olayda ağır yaralanan oğlunun arkadaşı ise o vahşetin acı tanığı oldu.
Tunç Duymaç, ardında bir teşkilatın sağlam temellerini ve 42 yıllık onurlu bir hayat bırakarak, şehit düştüğü İstanbul topraklarını kendi kanıyla suladı. O, sadece Şişli’nin ilk harcını karan adam değil, aynı zamanda oğluna inancı miras bırakan ve o mirası kanıyla tescilleyen destansı bir baba ve ülkücüydü.
"Onlar, sadece bir işe gitmiyorlardı; onlar, inancın geleceğe taşınan neferleriydi. Baba ve oğul, 05 Haziran 1980’de İstanbul’da, bayrağı ebediyete teslim ettiler."