"Sessizliği kabul etmek teslimiyettir. Ama hakikati, boynuna geçirilen urgana rağmen haykırmak, sonsuz bir destan yazmaktır."
CEVDET KARAKAŞ: VATAN AŞKI VE İRADENİN YÜKSELİŞİ
Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit CEVDET KARAKAŞ, 04 Haziran 1981 tarihinin o acı sabahına, adını Elazığ semalarına kazımış bir yiğitti. Bu toprakların çocuğu, Elazığ’ın Merkez ilçesine bağlı Munzuroğlu köyünden, henüz baharında, 21 yaşındaydı.
GURBETTEN GELEN YÜREK
Hayatın sunduğu daha rahat bir yol vardı önünde. Ailesi, Avrupa’nın huzurlu limanlarında, Almanya’da ikamet ediyordu ve O da bir dönem o gurbet ikliminde yaşamıştı. Ancak, ruhunu yakan, yüreğini çeken bir aşk vardı: Vatan. Gurbetin cazibesine sırt çevirdi. O, vatanın özlemiyle, toprağın çağrısıyla geri döndü; geleceğini rahatlıkta değil, memleketinin çileli ancak onurlu mücadelesinde görüyordu. Bu dönüş, onun sadece bir öğrenci değil, adanmışlığın en saf timsali olduğunu gösteriyordu.
ZULMÜN GÖLGESİ VE ÇELİKTEN İRADE
Elazığ’da yaşanan talihsiz bir cinayet, bir avukatın öldürülmesi, zalim bir dönemin kirli oyunu için bahane oldu. O günün adaleti değil, intikamı arayan polisi, her suça bir Ülkücüyü hedef gösterdiği gibi, 21 yaşındaki Cevdet’i mesul tutarak karanlık zindanlara aldı. İşte o an, kahramanın en büyük sınavı başladı. Günlerce süren işkenceler, acımasız sorgular karşısında durdu. Adaletsizliğe karşı dimdik duran o çelikten iradesi, işkencecilere boyun eğmedi. Suçu kabul etmedi, çünkü bu, davasına ve şahsiyetine ihanet etmek demekti.
O günler, Cevdet’in yalnızlığını da ortaya çıkardı. Zulmün gölgesi o kadar ağırdı ki, onu savunacak tek bir avukat bile öne çıkamadı. 12 Eylül darbecilerinin kestiği adaletsiz hüküm, bu suçsuz genci ölüme mahkûm etti.
KORKUSUZLUĞUN SON ADIMI VE ŞEHADET
İdam hükmünün infaz edileceği 4 Haziran 1981 sabahı geldiğinde, Cevdet Karakaş sıradan bir mahkûm değil, iradesinin efendisi bir kahramandı. Sehpayı beklerken bile davasından dönmedi. İnancının sarsılmaz gücüyle abdestini aldı, namazını kıldı ve son kez Kur’an’ını okudu.
O son yürüyüş, tarihe not düşülecek bir kahramanlık dersine dönüştü. Zalimler, gözlerini bağlamak istediler; o ise reddetti. Gözlerinin bağlanmasına izin vermedi ki, sehpaya çıktığında bile, adaletsizliği yüzüne vuranlara son kez bakabilsin.
Delikanlıca ve yiğitçe, kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan, kimseye dokundurtmadan o korkunç basamaklara kendi çıktı. Urganı boynuna kendi elleriyle taktı. Bu, sadece bir infaz değil, mazlumun zulme karşı meydan okumasıydı. Son nefesini vermeden önce, o zalimlerden korkmadığını ve onların adaletsizliklerini haykırarak şehitliğe yürüdü. Cevdet Karakaş, ölümü bile bir duruş, bir zafer haline getirdi.
"Sehpanın gölgesinde dahi, başını eğmeyenin adı silinmez. Onlar bir can aldılar, ama Cevdet Karakaş o darağacına, eğilmeyen onurun ve vatan aşkının bayrağını astı."