"Vatan toprağının her köşesi için verilen yemin, bir işçinin yüreğinde en destansı halini bulur."
BAYBURT'TAN İSTANBUL'A: BİR YİĞİDİN YEMİNİ
Adı Tuncay Onatça idi. Gümüşhane’nin derin köklerinden gelip, kaderini Bayburt topraklarında ilmek ilmek dokumuştu. Ailesi ticaretle, zahirecilikle uğraşan, toprağa bağlı insanların evladıydı o. Ancak yeminini büyük şehirde gerçekleştirmek üzere İstanbul’a doğru yola çıktı. Bir ülkücünün ruhuyla, bir işçinin alın teriyle yoğrulmuş bir hayat sürmek için tek başına Gültepe, Ortabayır’ın çetin semtlerine yerleşti. Mesleği işçiydi; ancak o, sadece kendi rızkının değil, milletinin geleceğinin de derdindeydi.
ALIN TERİ VE TEŞKİLAT RUHU
İstanbul’un karmaşık yollarında direksiyon sallayarak, ticari bir taksi şoförlüğü yaparak geçimini sağlıyordu. Gün boyu yorulur, ekmeğini taştan çıkarırdı. Fakat Tuncay Onatça için yorgunluk, kutsal bir vazifenin habercisiydi. O, sadece bir taksici değil, aynı zamanda MHP İstanbul Şişli İlçe Teşkilatı’nın vazgeçilmez bir neferiydi. İşten çıkar çıkmaz, henüz alnının teri kurumadan teşkilata koşar, oradaki çalışmalara katılırdı. Teşkilat içerisinde omuzladığı görev, "İşçi Masası Sorumluluğu" idi; yani milletin en büyük gücünün, alın teri döken yiğitlerin sesi olmak.
BİR AVUÇ TOPRAK UĞRUNA: TEHLİKELİ SEÇİM
Tuncay, taksicilerin o ‘kulağı delik’ ruhuna sahipti. Bir gün taksisindeki müşterilerinden, Çeliktepe’de bir muhtarın gecekondu arazisi sattığını duydu. Bu, sadece bir gayrimenkul haberi değildi; bu, İstanbul’un kenar mahallelerinde Ülkücülerin varlık gösterme mücadelesiydi. O’nun tek isteği vardı: "Şu yalan dünyada bir tane de bizim evimiz olsun."
Bu basit ve insani arzu, onu tehlikenin tam ortasına çekti. Çocukluktan beri omuz omuza durduğu, Şişli’nin serdengeçti yiğitlerinden Yusuf Batmaz’ı yanına alarak muhtarı buldu, gerekli ücreti ödeyerek birer gecekondu arsası satın aldılar. Ancak bu toprak parçası, Derbent’te komünistlerin "kurtarılmış bölge" ilan ettiği yeni oluşturulmuş bir gecekondu bölgesindeydi. Tuncay Onatça ve Yusuf Batmaz, bir evin ötesinde, inançlarının sancağını bu zorlu bölgeye dikmişlerdi.
YIKILAN HAYALİN ENKAZINDA SON NEFES
Cesaretlerinin bedeli ağır oldu. Ülkücü oldukları tespit edilen bu iki yiğidin evleri, komünist gecekondu çetesi tarafından hedef alındı. Evleri yerle bir edildi. Ancak düşman, sadece harç ve tuğlayı yıkmakla yetinmedi; onlar pusu kurarak, Tuncay’ın o yıkılmış yuvaya dönmesini beklediler.
Tuncay Onatça, hayatının tüm zorluklarına rağmen kurduğu o mütevazı hayalin, enkazına doğru son adımlarını attı. Geri dönmek yerine, yıkıntının ortasında dahi olsa, onurunun ve vatan davasının temsilcisi olarak durmayı seçti.
4 Haziran 1979 tarihinde, kendi elleriyle yükseltmeye çalıştığı gecekondu enkazının başında, hain bir kurşun yağmuruyla karşılandı. O an, Tuncay Onatça’nın o küçük ev hayali, İstanbul’daki son durağı oldu. Gözleri, uğruna can verdiği o toprağın yıkıntısına değmiş, ruhu ise sonsuzluğa ulaşmıştı. Mübarek na’şı, doğduğu ve yeminle bağlı kaldığı kadim şehir Bayburt’a taşındı ve il merkezindeki asri mezarlığa, bir kahramanlık nişanesi olarak defnedildi.
"Bazılarının son durağı, sahip olduğu küçük bir ev hayalinin yıkıntısı olur; o yıkıntı ki, en yüksek şeref anıtına dönüşür."