"Bazı hayatlar, zamana sığmayacak kadar büyük bir inançla parlar; 18 yıl, bir asırlık adanmışlığın destanı olabilir."
KADERİN MÜHÜRLENDİĞİ GENÇLİK
Afyon’un Dinar ilçesi, Tatarlı Kasabası’nın bereketli topraklarında, adını geleceğe yazacak bir yiğit doğdu: Yaşar Köksal. O, kimliğini Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesi üzerine inşa eden, yüreğinde büyük bir ülkü taşıyan bir gençti. Takvimler, ülkenin en çetin sınavlarından birini verdiği 03 Haziran 1980’i gösterdiğinde, henüz hayatının baharındaydı; sadece 18 yaşındaydı. O genç yaşında bile sıradan bir vatandaş değil, bir davanın onurlu neferiydi.
BİR OKUL, BİR CEPHE: 18 YAŞIN SÖZÜ
Eğitim yolculuğunda Isparta’nın Senirkent ilçesini kendine yurt edinmişti. Endüstri Meslek Lisesi sıralarında oturuyor, fakat kalbi ve zihni, cepheye dönmüş memleketinin mücadelesiyle atıyordu. Senirkent’te Ülkücü hareketin en ön saflarında yer aldı; okulu sadece bir eğitim yuvası değil, aynı zamanda ideallerin savunulduğu bir kale olarak görüyordu. Okul teşkilatında aldığı görev, onun sadece derslerine değil, vatanının geleceğine de nasıl adanmış olduğunun en güçlü kanıtıydı. Genç Yaşar, her hafta sonu ailesine kavuşmak için yollara düşüyor, ama her dönüşünde davasına olan bağlılığını bir kez daha yeniliyordu.
KARARLILIĞIN SON GEZİNTİSİ
O karanlık günün sabahında, Yaşar Köksal, dinlenmek ve biraz nefes almak niyetiyle, ailesinin yanına yakın Dinar-Şuhut ilçesine bağlı Karaadilli kasabasına doğru yola çıktı. Gençlik coşkusuyla atılan, masum bir gezinti adımıydı bu. Oysa tarihin en acımasız ve kalleş pususunun içine yürüdüğünden habersizdi.
ZULMETİN KALEM PUSU VE SON NEFES YOLCULUĞU
Karaadilli sokaklarında yürürken, vatanın birliğini ve bölünmezliğini hedef alan düşmanlık, iki komünist militanın suretinde karşısına çıktı. Sayıca üstün, alçakça bir saldırı başlattılar. Yaşar, yalnızca ideallerini değil, canını da savunmak zorunda kaldı. O, ülkü uğruna bedenini siper etti, fakat karanlık ellerin savurduğu bıçaklar, gençliğinin baharında ağır yaralar açtı.
Ağır yaralı halde, Isparta topraklarında, hayatının en zorlu yolculuğu başladı. Hastaneye yetişmek için zamana karşı yarışan yorgun bir araçta, genç bir kahraman son nefesini vatanına adamıştı. Henüz 18 yaşındaydı, hayalleri yarım kaldı, ancak ruhu o yolda, mücadeleden asla vazgeçmeyişin onuruyla taçlandı. Yaşar Köksal, hastaneye ulaşamadan, o kutlu idealin son nişanesi olarak şehadet mertebesine erişti. Isparta şehadetine tanıklık etti, ama ruhu ebediyete yükseldi.
EBEDİ İSTİRAHATGAH
Vücudu yorgun, ancak ruhu yenilmez olan o genç kahraman, doğduğu topraklara, Dinar ilçesi Tatarlı Kasabası’na geri döndü. Ebedi istirahatgâhı, artık tüm ülkücülere yol gösteren bir meşale, bir ahit taşıdır. Yaşar Köksal, 18 yaşında, kısa ömrüne rağmen davasından dönmeyenlerin, inancından vazgeçmeyenlerin destansı simgesi olarak tarihe kazındı.
"O, 18 yaşında vatan toprağına emanet edilmiş bir yemindir. Yaşar Köksal; ne bir isimdir, ne de bir tarih; o, bitmeyen bir mücadele çağrısıdır."