"Bazı hayatlar, baharın en güzel çağında, bir milletin kaderine mühür vurmak için açar."
BİR YİĞİDİN MÜHRÜ
Tarih, 03 Haziran 1978'i gösterdiğinde, Erzurum’un kararlı ve çetin duruşu, yirmi yaşındaki bir fidanın kanıyla bir kez daha yazılıyordu. O fidanın adı: Kemal Durmazpınar.
Doğduğu toprak olan Erzurum’da, Mahallebaşı semtinde ikamet eden bu genç ülkücü, sadece yirmi baharı geride bırakmıştı. Yaşının gençliğine rağmen, karakteri ağırbaşlıydı; çevresinde derin bir saygı ve sevgi uyandırıyordu. O, sadece bir birey değil, memleketinin mukaddes davası için atan bir yürekti.
İLİM VE İDEALİN SAVAŞÇISI
Kemal Durmazpınar’ın hayatı, öğrenme aşkıyla ve sarsılmaz bir ülküyle örülmüştü. Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsünde okuyor, ilim yolunda ilerlerken, ruhunu da besliyordu. Kitaplar onun en sadık dostu, okumak ise en büyük tutkusuydu.
Fakat o dönemde, ülkenin kaderi sokaklarda çiziliyordu. Kemal, bu çetin mücadelede duracağı yeri biliyordu. Okulunun Ülkücü teşkilatının yönetiminde görevliydi. Bu görev, sadece bir vazife değil, inandığı değerler uğruna cepheye atılmanın onurlu yeminiydi. O, sadece okuyan bir öğrenci değil, ideallerinin bekçisiydi.
SON DÖNÜŞ VE KAVGA ÇEMBERİ
03 Haziran günü geldiğinde, Erzurum’un Mahallebaşı semti, sıradan bir günün değil, bir kahramanlık imtihanının eşiğindeydi. Kemal, ülküdaşlarıyla birlikte, ikamet ettiği mahallesinde duruyordu.
Karşılarında, milli vicdana ve düzene karşı duran, bir grup devrimci solcu-komünist militan belirdi. Geri adım atmak, geri çekilmek, onun lügatinde yoktu. İnançlar çatıştı, duruşlar karşı karşıya geldi. Bu, kuru bir didişme değil; göğüs göğüse, yumruk yumruğa verilen onurun ve cesaretin kavgasıydı. Kemal Durmazpınar, adanmışlığıyla ve yüreğiyle bu mücadelenin tam ortasında dimdik duruyordu.
ERZURUM’UN ALIN YAZISI
Yiğitliğin ve imanın gücü karşısında, karanlık zihniyet yenileceğini anladı. Savaşın kurallarına sadık kalamayacaklarını gören devrimci solcu-komünist militanlardan biri, namlusunu doğrulttu. Silahını ateşleyerek, o kutsal mücadeleyi kalleşçe bir eyleme dönüştürdü.
Bir kurşun, Kemal Durmazpınar’ın genç, umut dolu göğsüne saplandı.
Ağır yaralanan ülküdaşımızı, omuzdaşları canla başla, fedakârca hastaneye yetiştirdiler. Ancak, takdir kesindi. Bütün hekim çabalarına, bütün dualara rağmen, yirmi yaşındaki bu yiğit fidan kurtarılamadı.
Kemal Durmazpınar, inancının son zerresine kadar çarpışmış, davasının bekçiliğini şehadetiyle taçlandırmıştı. O gün, Erzurum'un sinesinden, şanlı şehitler kervanına katılan bir destan daha yükseldi.
"Bedeni toprağa düştü; ancak yirmi yıllık ömrü, bir destanın başlangıcı olarak Erzurum’un dondurucu rüzgârlarında yankılanmaya devam edecektir."