"Hürriyet, bazı yiğitler için sadece bir hedef değil, henüz 18 yaşında sırtlarına yüklenen ağır bir sorumluluktur. Onlar yürüdüler ve yürüdükleri yol onların mezarları oldu."
KİMLİĞİNİN YÜKÜ: 18 YAŞINDAKİ BAŞKAN
Kayseri’nin bağrından doğdu Ali Koç. Kısa sürecek, fakat destanlara sığmayacak hayatına henüz on sekiz baharında başladı. Plevne (Mevlana) Mahallesi’nin sokaklarında gençliğinin coşkusunu taşıyordu. O, sadece Endüstri Meslek Lisesi sıralarında oturan bir öğrenci değildi; omuzlarına yaşıtlarının taşıyamayacağı bir yükü almıştı.
Ali Koç, memleketin üzerine çöken karanlık günlerde, Plevne Mahallesi Ülkü Yolu Derneği'nin başkanıydı. Bu unvan, sadece bir makam değil, inanç uğruna bedel ödemeye yemin edenlerin lideri olmaktı. Gençliğini, geleceğini, hatta varlığını, büyük ülküye adamış olmanın adresiydi bu başkanlık.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞİ VE SON YÜRÜYÜŞ
Yıl 1980, günler kanla yazılıyordu. Her sokağın bir cephe olduğu o dönemde, Ali Koç davasının sarsılmaz neferi olarak her an tehlikeyle yüzleşiyordu. 2 Haziran Salı günü, ülküdaşı Feyzullah Pekaslan ile beraber, her zamanki kararlılığıyla ilerlemekteydi. Bu, sıradan bir gezinti değil, inançlarının üzerine yürüdükleri bir nöbetti.
Kayseri’nin o mahallesinde, ideolojik ayrılıkların keskinleştirdiği bir anda, karşılarına düşmanlığın gölgesi düştü. Üç devrimci solcu-komünist militan tarafından yolları kesildi. Sözler, sadece nefretin ilk kıvılcımıydı. Ali Koç ve ülküdaşı, ideallerinden geri adım atmayan bir duruş sergilediler. Bu vakur direnç, zorbalığın tahammül edemediği bir cesaretti.
KAYSERİ’DE VURULAN SON NEFES
Sözlü sataşmaların hemen ardından, karanlık eller silahlara uzandı. Ali Koç, hain bir saldırının hedefi oldu. Silahlar ateşlendiğinde, Ali’nin göğsüne tam üç kurşun isabet etti. Bu, sadece bir cana yönelik saldırı değil, 18 yaşındaki bir liderin inancını susturma girişimiydi.
Ağır yaralı, fakat asla boyun eğmemiş bir halde yere yığıldığında bile, Ali Koç davasının yüceliğini taşımaktaydı. Kaderin tecellisi olarak, o an oradan geçmekte olan bir polis memuru, bu yaralı kahramanı hemen hastaneye yetiştirdi.
3 HAZİRAN: MİLLETE BİR NEFES, AİLEYE BİR YAS
Hastanede verilen bütün hayat mücadelesine, doktorların tüm müdahalelerine rağmen, genç ve kutlu ruh direnemedi. 2 Haziran’ın o acımasız gecesi, 3 Haziran 1980’in ilk saatlerine devrilirken, Ali Koç şehadet mertebesine yükseldi. 18 yıllık kısa ömrüne, sonsuz bir fedakârlık sığdırmıştı.
Ancak, Ali’nin destansı fedakârlığının bedeli sadece kendi canıyla sınırlı kalmadı. Onun şehadeti, ailesinin üzerine bir kâbus gibi çöktü. Oğlu için yaşayan babası, bu tarifsiz acıya ancak 27 gün dayanabildi. Evladının yokluğuna dayanamayan yüreği, bu dünyadan çekilip gitti. Annesi ise, kahraman oğlunun yasına öylesine boğuldu ki, acısı bedenini felç etti; gözleri yaşarken bedeni hareketsiz kaldı.
Şehit Ali Koç, ülkü uğruna sadece kendi hayatını değil, ailesinin de huzurunu feda eden, 18’inde ölümsüzlüğe yürüyen bir yiğit olarak Kayseri toprağına emanet edilmiştir.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil; ardında kalanlar için sonsuz bir görev, millet için ise unutulmaz bir vicdan borcudur."