"BAZI HAYATLAR RAKAMLARLA DEĞİL, UĞRUNA ÖDENEN BEDELLERLE YAZILIR. MÜSLİM KANLI’NIN KADERİ, BİR MEMLEKETİN ALIN YAZISIYDI."
ŞANLIURFA’DAN YÜKSELEN SESSİZ ÇIĞLIK
Kahramanlık hikayesi, kadim medeniyetlerin beşiği, sıcak toprağın ve derin inancın diyarı olan Şanlıurfa’da, Halfeti ilçesinde filizlendi. Müslim Kanlı, doğduğu topraklara kök salmış, yurdun en zorlu dönemecinde sarsılmaz bir duruş sergileyenlerdendi. O, sadece bir birey değil, adı "Ülkücü Şehit" unvanıyla mühürlenmiş, kutsal bir davanın bayrağını omuzlayan isimsiz kahramanlardan biriydi.
BİLİNMEYEN MESLEK, BİLİNEN VAZİFE
Ham metinlerde ve kayıtlarda bazen en kritik bilgiler eksik kalır; sanki kişinin gerçek kimliği, sıradan tanımların ötesindedir. Müslim Kanlı’nın kayıtlara geçirilmeyen bir ‘mesleği’ vardı; o, bir makamın, bir unvanın peşinde koşmuyordu. O, omuzlarına yüklediği en büyük vazifeyi, yani vatanın ve inancın muhafızlığını üstlenmişti. Onun mesleği, adanmışlık, duruşu ise cesaretti.
1980 KARANLIĞINA BİR DİRENİŞ
Takvimler 1980 yılının o kanlı ve puslu günlerini gösterirken, Türkiye, sokaklarında ihanetin kol gezdiği, kardeşin kardeşe kırdırıldığı bir girdaba sürükleniyordu. Şanlıurfa-Halfeti de bu karanlık kuşatmanın hedefindeydi. Müslim Kanlı, bu kaosun tam ortasında, inandığı değerler uğruna geri adım atmamayı seçti. O, memleketin parçalanmasına çalışan, komünist ve bölücü ideallerle silahlanmış zorbalara karşı bir set çekmişti.
HALFİTİ’DE SON YÜRÜYÜŞ
2 Haziran 1980 Pazartesi günü, Halfeti sokakları sessizliğini korurken, tehlike en yakınlarında pusuya yatmıştı. O gün, Müslim Kanlı ve yol arkadaşı Hanifi Aslan, sadece kendi hayatlarını değil, temsil ettikleri bütün bir inancı savunmak için yürüyorlardı. Onların varlığı, bölücü ve yıkıcı güçler için kabul edilemez bir tehditti.
Metin, o anın dehşetini kelimelerle anlatmaktan imtina eder; oysa kahramanlığın en büyük göstergesi, bilinmezliğin ortasına atılan o son adımdır. Müslim Kanlı ve Hanifi Aslan, devrimci solcu-komünist bölücülerin namluları kendilerine çevrildiğinde, tehlikeden kaçmayı değil, vatan topraklarında dimdik durmayı tercih ettiler. Bu, bir çatışmadan çok, bir inancın fedaya dönüşme anıydı.
EBEDİ KARDEŞLİK VE MÜHÜRLENEN ŞEHADET
İhanetin kurşunları, iki yiğit bedene isabet etti. Aldıkları yaralar ağırdı. Müslim Kanlı ve dava arkadaşı Hanifi Aslan, Şanlıurfa-Halfeti’nin kutsal topraklarına, aynı gün, yan yana düştüler. Onlar, en zorlu mücadelede dahi kardeşliği ve davaya olan bağlılığı bırakmayarak, isimlerini 02 Haziran 1980 tarihiyle ebediyete yazdırdılar.
Müslim Kanlı, kuru bir biyografi maddesi olarak anılmak yerine, 1980’lerin kaotik ortamında dahi inancından zerre taviz vermeyen, mesleği adanmışlık olan bir vatan neferi olarak hatırlanacaktır. Onun hikayesi, sadece bir ölüm değil; teslim olmamış bir ruhun, topraklarına duyduğu derin sevginin destansı bir kanıtıdır.
"KANLI’NIN DÜŞTÜĞÜ YER, SADECE BİR MEZAR TAŞI DEĞİL, BİR MİLLETİN ASLA YENİLMEYECEĞİNİ HAYKIRAN KUTSAL BİR ANIT'TIR."