"Bazı hayatlar, karanlığa bir meşale olmak için yanar; bazı ölümler ise bir davanın sonsuzluğa yürüyüşüdür."
DOĞDUĞU TOPRAĞIN EMANETİ
Anadolu’nun kadim coğrafyasında, Fırat’ın suları gibi sessiz ama derinden akan bir iradenin adıydı Hanefi Aslan. Kaderinde, doğduğu toprağın bekçiliğini yapmak vardı. ŞANLIURFA’nın kutlu HALFETİ ilçesinde dünyaya gözlerini açtı ve o toprakların ruhunu, duruşunu, millî şuurunu adeta bir emanet gibi taşıdı. O, sadece bir ilçe sakini değil, zorlu 1980 dönemecinde, gençliğin geleceği için kendi canını ortaya koyan, yurdunun sert ama onurlu yüzüydü.
SADECE BİR DURUŞ: MESLEK YERİNE ADANMIŞLIK
O günlerin fırtınalı ikliminde, bazı insanlar için hayatlarını idame ettirdikleri dünyevi bir meslek tanımı, inandıkları davanın gölgesinde kalırdı. Hanefi Aslan’ın resmî kayıtlara geçecek bir mesleği belki eksikti; ancak onun mesleği, tehlikeye rağmen doğru bildiği yolda yürümek, ülkülerini savunmak ve idealist bir duruş sergilemekti. O, sıradan bir hayat sürmek yerine, kendini milletinin ve değerlerinin çelikleşmiş iradesine adamış bir neferdi. Onun kimliği, makamıyla değil, imanıyla yazılmıştı.
CUMHURİYET CADDESİ’NDE SON YÜRÜYÜŞ
Her adımın bir bedeli olduğu, her caddenin pusu kuran gölgelerle dolduğu o karanlık çağda, Hanefi Aslan ve Ülküdaşı Müslim Kanlı omuz omuza yürüyorlardı. Hedef ŞANLIURFA-HALFETİ’deki Cumhuriyet Caddesi idi; ancak bu yürüyüş, sadece bir güzergâh değil, tehlikeye doğru atılan bilinçli ve kararlı bir meydan okumaydı. Onlar, puslu bir havada dahi bayrağı göklere taşıma azmiyle hareket eden, sırtını birbirine dayamış iki yürekti. Karşılarında, ülkenin birliğini ve huzurunu hedef alan ideolojik karanlığın tetikçileri, komünist militanlar vardı.
ATEŞİN KUCAĞINDA ŞEHADET
Takvimler, 02 HAZİRAN 1980’i gösteriyordu. İki yiğidin adımları, Cumhuriyet Caddesi’nin betonunda yankılanırken, ansızın vatanın sinesine sıkılmak istenen kurşunlar havayı yardı. Komünist militanlar, alçakça bir saldırıyla, Hanefi Aslan ve Müslim Kanlı’yı yaylım ateşine tuttular. Bu, bir çatışma değil; adanmışlığa, dürüstlüğe ve millî bilince karşı gerçekleştirilen planlı bir infazdı. Hanefi Aslan, yürüdüğü yoldan dönmemenin bedelini, en yüce mertebeye yükselerek ödedi. O, sadece bir kurşunla yere düşmedi; inandığı değerler uğruna kendi hayatını bir kalkan yaparak şehitlik mertebesine erişti. Onun kanı, ihanete karşı atılmış son çığlık, karanlığa karşı yükselmiş son bir duruştu.
"Adı, cesaretle yazılmış o kısa tarihe altın harflerle kazınmıştır; 02 Haziran 1980, Hanefi Aslan'ın ölümsüzlük günüdür."