"Bazı ruhlar, hürriyete olan inançları uğruna, henüz yirmi yaşındayken dahi bir devin kalbine sığmayacak kadar büyük bir savaşa atılırlar."
KİMLİĞİ VE YÜKLENİLEN KADER
O bir öğrenciydi, fakat adı dahi bir mücadeleyi fısıldıyordu: Sabri Savaş Aykurt. Doğu’nun çetin, yiğit ve kadim şehri Kars’ın bir evladıydı. 1978 yılının o çalkantılı ve fırtınalı günlerinde, sadece yirmi bahar görmüş bir genç olarak, sırtına yüklenen millet davasının ağır sorumluluğunu taşıyordu. O, sadece yaşamak için değil, yaşatmak için nefes alıyordu.
ADANMIŞLIĞIN YUVASI: DEDEKORKUT’UN YEMİNİ
Genç Sabri, ilmin ve irfanın ışığına inanmış bir ülkücüydü. Kars’ta, adı destanlarla anılan Dedekorkut Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında geleceğin mimarı olmak için çabalıyordu. Onun kalemi, karanlığa karşı en keskin kılıcıydı. Ancak o dönemde, ders kitapları ve defterler arasında dahi bir mücadele ateşi yanıyordu. Sabri Savaş Aykurt, gençliğin en güzel hayallerini, ülkesinin istikbali için bir adanmışlığa dönüştürmüştü.
SON VAKA VE KARANLIĞA YÜRÜYÜŞ
Takvimler 02 Haziran 1978’i gösterdiğinde, Kars sokakları üzerinde hain bir gölge gezinmeye başlamıştı. Bilinmezlik içinde geçen o son an, kahramanın en büyük sınavı oldu. Sabri Aykurt, kendi yuvasının, en güvende olması gereken sokağın çevresinde; pusuya yatmış, gölgelerden fırlayan bir düşmanla karşı karşıya kaldı.
Komünist militanlar, onu davasından dolayı, gençliğinden dolayı hedef aldılar. Onlar, yüz yüze gelme cesaretini gösteremeyip, hainliğin en alçak yolunu seçtiler. Olayın detayları, o an yaşanan dehşet ve kahramanın son duruşu ebediyete karışmış olsa da; bilinmeyeni güçlü kılan, onun bu karanlık tehlikeden kaçmaması, aksine, kararlılıkla üzerlerine yürüme cesareti olmuştur.
KARS’IN KANAYAN YÜREĞİ: ŞEHADET
Pusu, zalimce kurulmuştu ve kurşunlar, Kars’ın davasına adanmış yirmi yaşındaki bir fidanın hayatını kana buladı. Sabri Savaş Aykurt, evinin civarında, vatanına olan yeminini kanıyla mühürleyerek şehit edildi.
O gün, sadece bir öğrenci yitirilmedi; Kars’ın geleceği için atan bir kalp susturuldu. Ancak dökülen her damla kan, ülkücü duruşun ne denli sarsılmaz olduğunun kanıtı oldu. Cenazesi, doğduğu ve uğruna can verdiği topraklara, memleketine; Kars’ın kutsal kucağına emanet edildi. Artık Kars toprağı, sadece bir yer değil, bir kahramanlık menkıbesinin ebedi yurduydu.
"O artık bir isim değil, adandığı davanın sönmeyen meşalesi; 02 Haziran 1978, Kars'ın göğüne kazınmış bir kahramanlık yeminidir."