"Bazı hayatlar bir meşale gibi yanar; ömrü kısa olsa da aydınlattığı yol, nesiller boyu sürecek olan adanmışlığın destanını fısıldar."
KÖKLERİN VE YÜREĞİN ÇAĞRISI
Şanlıurfa. Tarihin ve imanın kalbi olan bu kadim toprağın sinesinden, 1978 yılının baharında, geleceğe yürümeye hazırlanan bir yiğit yükseldi: Turgay Yetkin. O, sadece Şanlıurfalı değildi; bu coğrafyanın kültürel mirasına ve Türklük ülküsüne yürekten bağlı, adanmış bir ruh taşıyordu.
İlk, orta ve lise yıllarını, bağlılığını hiç terk etmediği bu şehirde tamamladıktan sonra, Yüksek Öğretmen Okulu’nun kapısından içeri girdi. Zihnini vatan sevgisiyle, ruhunu bilgiyle donatırken, omuzlarında geleceğin mimarı olma sorumluluğunu taşıyordu.
MİLLETİN ÖĞRETMENİ VE SÜRATLİ UMUT
1978, onun için bir başlangıç yılıydı. Öğretmen Okulu’ndan mezun olur olmaz, Ulu Camii’nin hemen yanındaki Atatürk İlkokulu’nda stajyer öğretmen olarak kutsal görevine başladı. O, sadece öğrencilere bilgi aktarmakla kalmıyor, onlara Türk Milliyetçisi olmanın erdemini ve duruşunu öğretiyordu. Henüz mesleğinin baharında, geleceğin nesillerine ışık tutmak için heyecanla doluydu.
Fakat Turgay Yetkin’in azmi sadece fikri cepheyle sınırlı değildi. Sahaların tozunu attıran, bileği güçlü bir sporcuydu. Urfa Eğt. Enstitüsü kadrosuyla Türkiye Üniversitelerarası Şampiyonası’nda, Eskişehir Atatürk Stadı’nda ülkenin ikinciliğini kazanan o kadroda görev almıştı. O, hem fikirde hem de fizikte en ön saflarda koşarak, milletinin hızla koşan umudu olmuştu.
SON KARAR VE YILDIZ MEYDANI
2 Haziran 1978 Cuma günüydü. Bir kahramanın en insani, en savunmasız anıydı bu. Turgay Yetkin, bir Türk Milliyetçisi ve bir mümin olarak, o kutsal günde, öğle saatlerinde manevi görevini yerine getirmek üzere Yıldız Meydanı Semti’nde bulunan camiye doğru yola çıkmıştı.
Bu yürüyüş, sadece bir ibadet yolculuğu değildi; karanlık ve hain tuzakların kol gezdiği bir dönemde, inancına olan bağlılığın sessiz bir ispatıydı. Düşmanlar, bu genç öğretmenin ilimle, sporla ve imanla dolu hayat ışığından korkmuşlardı. Komünist militanlar, en haince planlanmış pusu ile, savunmasız bir anında, arkadan vuran bir korkaklıkla bekliyorlardı.
ŞEHADETİN EBEDİ MÜHRÜ
Turgay Yetkin, o hain kurşunlarla Yıldız Meydanı’nda yere düştüğünde, sadece bir hayat sonlanmadı; bir adanmışlık yemini, şehadet mertebesine yükseldi. Öğretmenliğin verdiği sorumlulukla taşıdığı geleceği inşa etme umudu, 02 Haziran 1978 günü, hain bir saldırının hedefi oldu.
Onun Şanlıurfa semalarında yankılanan son nefesi, bu vatanın birliğini ve dirliğini koruma uğruna ödenen bedelin ne denli ağır olduğunun ebedi bir mührüdür. Turgay Yetkin, sadece bir öğrenci, bir sporcu ya da bir öğretmen olarak değil; idealleri için canını feda eden, gençliğin cesur bayrağı olarak tarihe geçti.
"İsimler unutulur sanılmasın. Onlar, adanmışlıklarının gölgesi altında, bu vatanın vicdanında daima 02 Haziran 1978 olarak yazılı kalacaktır."