"Bir adam ki, dükkanını ilimle, davasını ise çelikten bir iradeyle inşa etti. O, vatanı için sadece ticaret yapmadı; aynı zamanda ruhunu besledi ve bedelini ödedi."
KİMLİĞİ VE ÇELİKLE YAZILAN YAZGI
Gaziantep’in asil topraklarında dünyaya gelen ve 44 yıllık ömrünü adanmışlıkla dokuyan bir isimdi: KAZIM ALP. O, eli tornada, aklı fikirde olan, esnaf-zenaatkâr kimliğini davasının hizmetine sunmuş bir yiğitti. Tornacı dükkanında sadece metale şekil vermez, aynı zamanda ülkücü hareketin sağlam temellerini de inşa ederdi.
KÜLTÜRÜN KALESİ: BİLGELİĞİN IŞIĞI
Kazım Alp, sıradan bir iş insanı değildi. Ağır başlı duruşu ve yardımsever karakteri, onu çevresinde bir bilge gibi kılıyordu. O, Ülkücülük yolunun hamasetten değil, kültürden geçtiğine yürekten inanıyordu. Bu yüzden, okuduğu kitaplarla ruhunu biledi, öğrendiklerini bir hazine gibi ülküdaşlarına sohbetlerle dağıttı. Fikirleri, karanlık dönemin gürültüsü içinde bir fener görevi görüyordu.
O, sadece bir esnaf değil, aynı zamanda hareketin çınar ağacıydı. MHP Gaziantep İl Teşkilatının yönetim kurulunda aktif görev üstlendi; dahası, Gaziantep Ülkücü Esnaflar Derneği başkanı olarak, alın terini vatan sevgisiyle birleştiren yüzlerce yüreğe liderlik etti. Onun liderliği, korkuyu değil, ilmi ve cesareti yayıyordu.
O KORKUSUZ SABAHA ADIM
02 Haziran 1979 sabahı, şafak henüz tam sökmemişken, tarih en acımasız sayfalarından birini açmaya hazırlanıyordu. Sabah 07.00 sularında, Garajlar semtindeki evinden dışarı adımını attı. Bu, Kazım Alp’in omuzlarında taşıdığı davaya doğru attığı son, en kararlı adımdı.
O, korkunun ne olduğunu bilmeyen, fikri için her şeyi göze almış bir kahramandı. Ancak karanlık, pususunu kurmuştu.
DESTANSI ŞEHADET ANITI
Kazım Alp, evinden ayrıldığı o an, komünist militanlar tarafından kurulan haince bir pusuyla karşılaştı. Karşısında duran namlular, O’nun savunduğu yüksek kültüre, erdeme ve vatan sevgisine sıkılmıştı. Açılan ateş neticesinde, beş kurşun birden O’nun sarsılmaz inancını hedef aldı.
O an, Gaziantep’in sokakları bir kahramanın fedakarlığıyla kutsandı. Kazım Alp, olay yerinde şehadet mertebesine erişti. Bedeni yere düştü ama ruhu, adanmışlığı ve ülkücülük ülküsü, şehadetinin kudretiyle birlikte sonsuzluğa yükseldi.
SONSUZLUĞA BIRAKILAN MİRAS
Bir kahramanın düşüşü, aslında bir tohumun toprağa ekilişi demektir. Kazım Alp’in şehadetinden kısa bir süre sonra, bu büyük fedakarlığın sembolü olarak bir oğlu dünyaya geldi. Adını, babasının destansı mirasına yaraşır şekilde, 'Alp' koydular.
Kazım Alp, yaşamıyla esnaflığın dürüstlüğünü, duruşuyla fikrin yüceliğini ve şehadetiyle ölümsüz kahramanlığın ne demek olduğunu gösterdi. O’nun kanı, vatanın bölünmez bütünlüğüne yazılmış en büyük yemindir.
"O gitti ama bıraktığı iz, sadece bir mermer taşa kazınmadı; Gaziantep'in ruhuna, ülküdaşlarının kalbine ve doğan oğlunun adıyla geleceğe nakşedildi."