"BAZI HAYATLAR TAKVİM YAPRAKLARIYLA DEĞİL, TAŞIDIKLARI DAVANIN AĞIRLIĞIYLA ÖLÇÜLÜR."
KİMLİĞİ VE EMANETİ
Adı Bilal’di. Soyadı Sarmak. O, yalnızca bir öğrenci değil, 1970’li yılların çetin rüzgârlarında ülkesinin geleceği için çırpınan, sarsılmaz bir Türk Milliyetçisi, Ülkücü bir neferdi. Henüz hayatının baharında, Ordu’nun Fatsa ilçesinde doğmuştu ve ideallerini İmam Hatip Lisesi sıralarında ilmek ilmek dokuyordu. O, sadece ders kitaplarını değil, vatanın kaderini de omuzlamış, duruşuyla etrafına ışık saçan pırıl pırıl bir gençti. Gençliğin heyecanını, davasının ağırlığıyla harmanlayan bir kahramandı.
ADANMIŞLIĞIN COĞRAFYASI
Kaderinin çizildiği topraklar, Ordu-Fatsa’nın kıymetli coğrafyasıydı. Ancak bu coğrafya, ne yazık ki 01 Haziran 1978 günü, kara bir ihanetin hedefi oldu. O yıl, memleketin her köşesi gibi, Fatsa da kutuplaşmanın ve çatışmanın acı sınavını veriyordu. Bilal Sarmak, doğup büyüdüğü bu topraklarda, inancını ve millî duruşunu savunmaktan asla geri durmadı. O, tehlikenin kol gezdiği her sokakta, davasının bayrağını yüksekte tutanlardandı.
O KARANLIK GÜN VE SON DİRENİŞ
Tarih 01 Haziran 1978’i gösterdiğinde, Ordu ilinin Fatsa ilçesine bağlı bulunan Çamaş Nahiyesinin Elmalı köyü, karanlık bir baskının gölgesine düştü. Ülkenin birliğine kasteden, devrimci, solcu ve komünist militanlar, bölgeye silahlı bir saldırı başlattılar. Bu, sadece bir çatışma değil, inançları ve değerleri uğruna direnenlere karşı kurulmuş hain bir pusu, bir yıldırma eylemiydi.
O anın dehşeti bilinmez; Bilal Sarmak’ın tehlikeye doğru attığı son adımın cesareti, göğsünü siper ettiği o anki kararlılığı ise sonsuza dek bir sır olarak kalacaktır. Ama bilinen şudur ki; o genç Ülkücü, geri adım atmadı, teslimiyeti düşünmedi. O, yalnız değildi. Bu kanlı pusuda, adanmışlıkları ile destan yazan iki yiğit daha vardı: Mehmet Türkkan ve aynı isimdeki babası Mehmet Türkkan.
ŞEHADETİ
Bu alçakça saldırı sonucu Bilal Sarmak, Mehmet Türkkan ve yine Mehmet Türkkan (Baba) ağır yaralanarak şahadet mertebesine yükseldiler. Üç fidan, üç kahraman, aynı gün, aynı ideal uğruna can verdi. Onların yere düşen bedenleri, arkalarında bayrağa sarılı onurlu bir miras bıraktı. Üç kişinin şehadetine rağmen direniş bitmedi; bu saldırıda üç kahraman daha yaralandı, ancak Bilal Sarmak ve yoldaşları, canlarıyla ödedikleri bedelle, cesaretin ne olduğunu tarihe not düştüler. Bilal, henüz gencecik bir öğrenciyken, taşıdığı milliyetçi ruh ile vatan için en büyük fedakârlığı yapmış, adını şahadet defterine altın harflerle yazdırmıştır.
"MERMİLER ONUN BEDENİNİ DURDURABİLDİ; AMA DAVASININ ÜLKÜCÜ KALBİ, ŞAHADETİNİN ÜZERİNDEN ASIRLAR GEÇSE BİLE ÇARPMAYA DEVAM EDECEKTİR."