"Bazı ruhlar, ölümsüzlüğü ders kitapları arasında değil, inançlarının en derin çukurunda bulur."
AMASYA’NIN KİLİT TAŞI: GENÇ BİR YÜREĞİN ADANMIŞLIĞI
O, sadece Amasya’nın Merzifon topraklarında doğmuş sıradan bir genç değildi; o, henüz hayatının baharındayken kaderinin önüne bir dava sancağı çeken bir ülkü eriydi. Adı CAFER CEYLAN. Okul sıralarını vatan sevgisiyle dokuyan, gençliğinin tüm enerjisini millete adayan bir ülkücüydü. O, geleceğin mühendislerini yetiştiren Endüstri Meslek Lisesinin koridorlarında yürürken, ayakları aynı zamanda ülkesinin geleceği için atılacak en zorlu adımlara basıyordu.
GENÇLİĞİN ATEŞTEN SINAVI
Tarih 1979’u gösterdiğinde, Anadolu toprakları ideolojilerin ve kanlı çatışmaların kasıp kavurduğu bir fırtınanın ortasındaydı. Merzifon, bu mücadelenin merkez üssü haline gelmişti. Cafer Ceylan, bu ateş çemberinin farkındaydı. O, puslu bir ortamda kendi duruşunu cesaretle ilan edenlerdendi. O, başını eğmeyen, inandığı değerler uğruna bedel ödemeye hazır bir kahramandı. Onun için öğrencilik, sadece okumak değil; aynı zamanda vatanın bekası için nöbet tutmaktı.
KARARLILIK VE SON DÖNEMEÇ
O kara gün, 01 Haziran 1979 Cuma. Merzifon sokakları, hain saldırıların gölgesi altına girdi. Bir yanda devrimci solcu ve komünistlerin düşmanca rüzgârı eserken, diğer yanda genç Cafer’in sarsılmaz imanı vardı.
Olay Günü hakkında detaylar belki eksik, ama Cafer’in verdiği son karar, bir destan kadar açıktır: Geri çekilmemek.
Fırtına ansızın patladı. Saldırı, bir inanç kalesine yönelmişti. Cafer Ceylan, çıkan olaylarda doğrudan hedefe konuldu, amansız ve çetin bir mücadelenin ortasında kaldı. O, ülkü davasını savunmaktan vazgeçmediği için, düşman hıncının tüm ağırlığı omuzlarına bindi. Genç bedeni, aldığı darbeler sonucu ağır yaralandı. Bu yaralar, onun sadece fiziki acısı değil, aynı zamanda millete olan sadakatinin mührüydü.
MERZİFON’UN ŞEHADETİ
Cafer Ceylan, ağır yaralarla hastaneye kaldırıldı. Gençliğini, hayallerini ve tüm yarınlarını geride bırakarak, yiğitçe direndiği o son nefesi verdi. Tıbbın tüm çabalarına rağmen, bir kahramanın görevi tamamlanmıştı.
01 Haziran 1979’da, henüz lise çağındaki bir ülkü erinin ruhu göğe yükselirken; Merzifon, adını tarihe altın harflerle yazdıracak bir şehit kazanmıştı. O, kuru bir biyografi maddesi değil, Türk milliyetçiliğinin bayrağını en ağır şartlarda bile yere düşürmemeyi seçen bir fedakârlık abidesiydi. Cafer Ceylan, sadece bir öğrenci olarak ölmedi; inandığı değerlerin sonsuzluğa uzanan köprüsünü kurarak şehit düştü.
"O, takvim yapraklarının silikleştirdiği bir tarihte değil; her nefeste ve her adanmışlıkta yeniden doğan bir destanın adıdır."