"Bazı hayatlar dünyaya sığmayacak kadar kısadır; ancak bir davanın sonsuzluğuna yetecek kadar adanmıştır."
KANIMIZLA YAZILAN KİMLİK
O, sadece bir isim değildi; o, 30 Mayıs 1979 tarihine bir mühür vuran destanın başlangıcıydı. ZİYA KAFALI. Osmaniye’nin yiğit Kadirli ilçesinde doğan bu genç, hayatın en zorlu yollarından geliyordu. Fakirliğin gölgesinde büyüyen, üç kardeşin en küçüğü olan Ziya, maddi yoksunluğu değil, imanın ve yüreğin zenginliğini kuşanmıştı. O, sıradan bir öğrenci olmak yerine, hayatını Türk İslam davasının sarsılmaz neferi olmaya adamıştı.
LİSEDEKİ YÜREK VE ATEŞ ÇEMBERİ
Gençlik ateşiyle yanan Ziya, Kadirli Lisesi’nin koridorlarında sadece ders çalışmadı; orada bir sancağın liderliğini üstlendi. Okulun başkanıydı ve gönlünü verdiği Ülkücü Gençlik Derneği’nin (ÜGD) en önde yürüyenlerinden biriydi. Onun duruşu, karanlık ideolojilerin hedefi olmasının kaçınılmaz bir bedeliydi. Zira, daha önce de hain bir saldırının hedefi olmuştu. Ancak Ziya Kafalı, o ateş çemberinden başı dik, yüzünün akıyla çıkmış; bu tecrübe onun davasına olan bağlılığını zayıflatmamış, bilakis çeliğe dönüştürmüştü. O, tehditlere boyun eğmek yerine, tehlikenin üzerine yürümeyi seçmişti.
SON HASAT VE ON ÜÇ KARANLIK SİLUET
30 Mayıs 1979 günü, takvimler bir kahramanlık günü yazmaya hazırlanıyordu. Öğrenci Ziya, amcasına ait bir traktörün direksiyonunda, tarladan evin yolunu tutan basit, günlük bir görevi yerine getiriyordu. Bu toprak kokan dönüş, onun son yolculuğu olacaktı. Müftülüğün bulunduğu caddeden geçerken, karanlık bir gölge Osmaniye’nin üzerine çöktü.
Karşısında, davasını kana bulamak için pusuda bekleyen on üç kişilik devrimci, solcu-komünist militanlardan oluşan katiller sürüsü vardı. Bu, bir çatışma değildi; bu, onurlu bir yalnızlığa karşı kurulmuş alçakça bir pusu, bir cellat eylemiydi. Ziya Kafalı, traktörün üzerinde, davasının ve inancının ateşiyle tek başınaydı.
30 MAYIS 1979: ADANMIŞLIĞIN MÜHRÜ
Karanlık ruhlar, silâhlarını doğrulttular. Kurşunlar, traktörün sesini bastırarak, Osmaniye semalarına vatan ve millet uğruna dökülen en saf kanın izini bıraktı. Ziya Kafalı, bu vahşi pusu sonucu şehit düştü. Genç ömrü, daha 17’sine bile varmadan, Türk İslam Ülküsü için feda edilmişti.
O gün, sadece bir öğrenci vurulmadı; Kadirli Lisesi’nin bayrağı yere düştü, tarladan dönen bir neferin son nefesi semalara karıştı. Ziya Kafalı, geri dönülmez yolda attığı o son adımda, canını bu milletin geleceğine adamış bir kahraman olarak tarihin defterine yazıldı. Onun şehadeti, kuru bir olay değil, adanmışlığın mühürlendiği, zulme karşı dik duruşun ebedileştiği andır.
"Kimi zaman, en büyük kahramanlıklar, bir traktörün üzerinde, on üç hain kurşunun karşısında tek başına durmaktır. O, düşmedi, sadece ebediyete yükseldi."