“Bazı hayatlar, sadece nefes alıp vermekle geçmez; bir destan yazmak, bir duruş sergilemek üzere toprağa adanır.”
KARS’IN KAHRAMAN YÜREĞİ
1939 yılında, çetin coğrafya Kars’ta doğdu. Adı, Mecit Tarhan’dı. O, yalnızca bir esnaf değildi; o, büyükbaş hayvan tüccarlığıyla rızkını kazanan, ancak asıl sermayesi vicdanı ve cesareti olan bir halk adamıydı. Çevresince sevilen, iyilikseverliğiyle nam salmış bu yiğit, dört evladın babasıydı: Tülay, Çiğdem, Filiz isimli kızları ve Cengiz isminde bir oğlu vardı. Kars, onun sadece doğum yeri değil, aynı zamanda yiğitliğinin filizlendiği kadim toprak parçasıydı.
DİRENİŞİN İLK İMZASI
Mecit Tarhan’ın hayatı, henüz 1980’deki o karanlık günden çok önce, fedakârlık üzerine kurulmuştu. O, sadece ailesini değil, yurdunu da sahiplenen bir ruhtu. Kars çayının azgın sularının en tehlikeli aktığı bir anda, boğulmakta olan iki Mehmetçiği, iyi yüzücü yeteneği sayesinde bizzat kurtarmıştı. Bu eylem, onun karakterinin özetiydi: Tehlikeden kaçmayan, hayat kurtarmayı bir görev bilen, sessiz bir kahramandı.
BABA OCAĞINDAN SON YOLCULUK
Takvimler 30 Mayıs 1980 Cuma gününü gösteriyordu. Kars’ın üzerine çöken puslu havada, Mecit Tarhan, her zamanki gibi günlük alışverişini yapmak üzere yola çıktı. Yanında, canından birer parça olan iki kızı vardı. Basit bir Cuma sabahı, babalık görevi ve ticaretin telaşı içinde ilerliyorlardı.
Namık Kemal İlkokulu’nun önünde ilerlerken, o anın sessizliği bozuldu. Küçük kızlarının fısıltıları, yaklaşan felaketin habercisiydi: “Baba, arkadan gelenler var!”
Mecit Tarhan, dönüp bakmadı. O, bu topraklara musallat olan hainliği, kavgayı ve can yakan şiddeti biliyordu. Yüreğindeki asaletle, yaklaşan tehlikeye karşı göğsünü siper etti ve tarihe not düşülen o ağır cümleyi sarf etti: “Kim bilir kimin evini, ocağını yaktılar!”
Bu sözler, onun, kendisine saldıranlardan değil, eylemlerinin sonuçlarından iğrendiğini gösteriyordu.
SON MEYDAN OKUMA VE EFSANELEŞEN DİRENİŞ
O karanlık güçler, uyarıyı dikkate almayan bu vakur adama, alçakça arkadan silahlarını ateşlediler. Kurşunlar hedefini bulmuştu; ateşleme sonucu Mecit Tarhan’a isabet eden mermi, vücudunda ölümcül bir yıkıma yol açtı.
Ancak bir kahraman, yere düşmeden önce son bir kez duruşunu gösterir.
Vücuduna isabet eden merminin acısına rağmen, Mecit Tarhan geriye döndü. Elini belindeki silaha attı; gözlerinde ne korku ne de panik vardı, sadece soylu bir hiddet vardı. Tüm gücünü toplayarak, o alçaklığın karşısında dimdik durdu ve gürledi: “Yüreğiniz varsa tek gelin!”
Bu, bir teslimiyet değil, ölümün karşısındaki son bir meydan okumaydı. Oysa vücuduna isabet eden mermi dağılmış, takatini kesmişti. Ayakta durmaya gücü kalmadığında, Mecit Tarhan kendini yavaşça Kars toprağına bıraktı.
SON VEDA: ONUR VE VAKAR
O, ölümü bile onuruyla karşıladı. Acı, bilincini yutmadan hemen önce, gözleri, hemen yanı başında dehşet içinde kalan kızına odaklandı.
Son komutu, bir askerin nöbeti teslim etmesi gibiydi; sade, vakur ve kesin:
“Kızım, şapkamı başımın altına koy.”
Bu son istek, Mecit Tarhan’ın, başı eğik değil, vakur ve haysiyetli bir biçimde veda ettiğinin nişanesi oldu. O anda, 30 Mayıs 1980’de, Kars’ın o küçük caddesi, büyük bir kahramanın şehadetine şahitlik etti.
“Bir fani vücut yere düşebilir, lakin bir kahramanın son emri, asırlarca yankılanacak bir onur dersidir.”