"Bazı ruhlar, karanlık ne kadar yoğunlaşırsa yoğunlaşsın, taşıdıkları ışığı söndürmemek için doğar."
KİMLİK: ADANMIŞLIĞIN MÜHRÜ
Hayatı, bir coğrafya ile değil, bir misyonla tanımlanmıştı. Doğduğu yer, omuzlarına yüklediği kutsal vazifenin gölgesinde bir detay olarak kaldı. O, sadece bir yurttaş değil, bir rehberdi; bir köyün vicdanı, sesi ve manevi direğiydi. Mesleği, kuru bir unvan değil, ruhunun yeminli adanmışlığıydı: İMAM. O, Anadolu’nun kalbinde, Ordu’nun Fasa topraklarında, sükuneti ve imanı yayma görevini canı pahasına sürdürüyordu.
YÜREĞİNİ TAŞIDIĞI TOPRAKLAR
Görev yeri olan Ordu-Fatsa, 1980 yılının o kasvetli ve çalkantılı döneminde, sadece bir köy değil, değerler mücadelesinin cephesi haline gelmişti. Etrafındaki fırtınalara rağmen, o, inandığı yoldan milim sapmadı. Her vaazı, bir direniş yemini; her duası, yurdu için bir kalkan oldu. İmamlık görevini sürdürdüğü Fatsa’nın Elma köyünde, karanlık ideolojilerin şiddetle yayılmaya çalıştığı bir ortamda, o ışığı ayakta tutmayı seçti.
O SON AKŞAM: ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Takvimler, büyük bir acının habercisi olan 30 MAYIS 1980 tarihini gösteriyordu. O gün, sadece bir İmam değil, aynı zamanda bir evlat da, kutsal yuvasına dönüyordu. Yanında, hayatının temel direği olan babası ve kader ortağı bir arkadaşı vardı. Fatsa Elma köyünün İçmeler mevkinde, basitçe evlerine doğru attıkları her adım, aslında kahramanlık yolunda atılan son adımlardı. Bilmiyorlardı ki, bu sıradan akşam yürüyüşü, bir pusuya, tarihin kaydedeceği bir ihanete dönüşecekti.
ZULMÜN GÖLGESİNDE ŞEHADET
Sükûnetin son bulduğu o an geldi. Komünist militanlar, yüz yüze gelme cesareti gösteremeyerek, en alçakça yolu seçtiler. Otomatik silahlar, vicdanları susturan bir kinle ateşlendi. Bu, bir çatışma değil, inanca ve masumiyete yönelik gaddarca bir suikasttı. İmam, babası ve arkadaşı, hayatlarının en onurlu anında, taşıdıkları değerler uğruna, o toprakların bağrına düştüler.
Fiziken yenildiler, ancak ruhları galip geldi. O karanlık günde, 30 MAYIS 1980’de Ordu-Fatsa’da, üç yiğit birden, imanlarının ve duruşlarının bedelini ödeyerek şehadet makamına erdi. Onların kanı, sadece bir cinayet değil, bir milletin vicdanına kazınan fedakârlığın destanı oldu.
"O, sadece bir can vermedi; imanın ve babalık sevgisinin, en karanlık çağlarda bile yan yana düşebileceği destanını yazdı."