"Bazı hayatlar, sadece 24 yıl sürer ama o kısacık ömür, uğruna yürünen davanın sonsuzluğuna adanmıştır."
KİMLİĞİ VE BİR YURDUN YÜREĞİ
O, Hatay'ın kadim topraklarında, Reyhanlı İlçesi'nde doğmuştu. Gençliğin en parlak, en filizlenen çağında, henüz 24 yaşında, Fidanlık mahallesindeki evinde, vatan sevgisini bir ülkü olarak yüreğinde taşıyordu. O, sadece bir Reyhanlı sakini değil; bir Türk Milliyetçisi, davasının bekçisi bir Ülkücüydü. Yürüdüğü yolun zorluğunu biliyor, inandığı değerler uğruna bedel ödemekten çekinmiyordu. İsa Ortak’ın adı, o dönemin çalkantılı rüzgârlarında, duruşuyla bir meşale yakmış, tavizsiz karakteriyle bilinmekteydi.
ADANMIŞLIĞIN BOŞ KALAN SAYFASI
Tarihin kayıtları, onun mesleği hanesini boş bırakmıştır. Kim bilir, belki de elindeki kalem, tezgâhındaki alet veya topraktaki emeği, dünyevi bir uğraştı sadece. Ama bu boşluk, O’nun hayatının en büyük gerçeğini, adeta bir mühür gibi vurgular: İsa Ortak’ın en büyük mesleği, en kutsal vazifesi; vatanın bekçiliği, milli davanın neferi olmaktı. O, bir unvanla değil, duruşuyla var olan, hayatını bayrağın gölgesine sererek tüm boşlukları inancıyla dolduran bir kahramandı.
O KARANLIK GÜN: 30 MAYIS 1980
Takvimler, 30 Mayıs 1980'i gösteriyordu. Hatay-Reyhanlı’da sıradan bir gün gibi başlayan bu vakit, tarihin en alçak pusularından birine sahne olacaktı. İsa Ortak, her zaman yürüdüğü yolda, bir kez daha kararlılıkla ilerlerken, devrimci solcu-komünist militanların kurduğu hain bir çembere girdi. Bu, iki eşit gücün çarpışması değil, ideallerinden korkulan bir gence karşı, gölgelerden fırlayan silahlı bir saldırıydı. Vatan aşkının karşısına, karanlık ideolojinin kini dikilmişti.
SON YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ MÜHÜR
Militanların kurşunları bedenini hedef aldı, ancak ruhunu asla delemedi. Ağır yaralanan yiğit ülküdaşımız, inancından aldığı güçle hayata tutunmaya çalıştı. Hızla hastaneye kaldırıldı, hekimler ve ülküdaşları onun yaşaması için canla başla mücadele etti. Ancak 24 yıllık bu fidan, o gün toprakla kucaklaşmaya yazılmıştı. Tüm çabalara rağmen, İsa Ortak, zalimlerin kurşunlarıyla vatanın kalbine bir yara açarak, 30 Mayıs 1980 günü şehadet mertebesine erişti. O, sıradan bir yolda yürürken, ölüme değil, ebedi bir destana adım attı. Onun fedakârlığı, nesiller boyu vatan uğruna atılacak her adıma ışık tutan sönmez bir yıldız oldu.
"O, bedelini canıyla ödemişti; bu yüzden hatırası, Reyhanlı’dan göğe uzanan çelikten bir irade anıtıdır."