"Bazı hayatlar kısa sürer; ancak o kısacık ömür, uğruna can verilen vatanın geleceğine atılmış en sağlam imzadır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, 1955 yılının bereketli topraklarında, Afyon’un Dinar ilçesinde dünyaya gözlerini açtı. Şükrü Çetinel. Hayatının ilk yılları, toprağın kutsallığını ve alın terinin değerini öğrendiği çiftçilikle geçti. Maddi dünyanın kaygılarından uzakta, sade bir yaşam sürmekteyken, yüreğinde taşıdığı ülkücülük imanı onu daha büyük bir göreve çağırdı. Çünkü bazı ruhlar bilirler ki, sadece kendi yuvalarını değil, tüm milleti korumak zorundadırlar. Toprakla yoğrulan ellerini bırakıp, devletin emanetini taşıyan çelikten bir kalkan olmaya karar verdi.
ADANMIŞ BİR HAYAT VE POLİS MÜHRÜ
Genç bir fidan gibiydi; sadece 25 bahar görmüştü. Yirmi beş yaşında, hayatının en verimli çağında Emniyet Mensubu, bir Polis olarak vatanına hizmete adanmıştı. Onu, o dönemin en çalkantılı, ideolojik çatışmaların en keskin yaşandığı şehirlerinden biri olan Adana’ya atadılar. O, korkmadan, geri adım atmadan Adana sokaklarında, huzurun ve asayişin tecelli etmesi için mesleğine sımsıkı sarıldı. O, sıradan bir görevli değil, yeminine sadık, devletin namusunu omuzlarında taşıyan bir kahramandı.
MAYIS'IN KARA GÖLGESİ: ADANA'DAKİ SON VAZİFE
Takvimler, 30 Mayıs 1980 Cuma gününü gösteriyordu. Adana, günlük telaşı içinde akıp giderken, karanlık bir pusu kurulmuştu. Seyhan Tekel sigara fabrikası karşısındaki bir kahvehanenin önü, Kahraman Polis Şükrü Çetinel’in son durak yeri oldu. O, görev bilinciyle durduğu yerde, milletin huzurunu bozmak isteyen, kin ve nefretle bilenmiş bir ideolojinin hedefi hâline geldi.
ATEŞ ÇEMBERİNDE SON NEFES
DEV-YOL Terör Örgütü militanları, en alçak yöntemle, sinsice bir silahlı saldırı gerçekleştirdi. Şükrü Çetinel, o anın bilinmezliğinde dahi vatan için canını ortaya koydu; ancak hain kurşunlar bu yiğit yüreği ağır yaraladı. Direnişi son nefesine kadar sürse de, aldığı yaralar çok ağırdı. Hastane koridorları, onun milleti için döktüğü son damla kana, hayata tutunma mücadelesine şahit oldu. Ancak mukadderat tamamlanmış, kahraman yoldaşımız kurtarılamayarak şehadet şerbetini içmişti. O gün, 25 yaşındaki bir ülkücü, Adana’nın sokaklarını kanıyla sulayarak ismini tarihin onur sayfasına kazıdı.
Şehadetin ardından, bedeni de tıpkı ruhu gibi doğduğu toprağa geri döndü. Naaşı, Afyon’un Dinar İlçesi Asri Mezarlığı’nda ebediyete uğurlandı. Adı ve hatırası, vatan uğruna çekilen her bir nefeste, cesaretin ve fedakârlığın destansı bir simgesi olarak yaşamaya devam etti.
"Şehitler toprağa değil, milletin kalbine gömülürler; onlar ki, bu vatanın mayasını kanlarıyla yoğuran ölümsüz kahramanlardır."