"Bazılarının hayatı bir vadede başlar, bazılarınınki ise adanmış bir yeminle. Mahmut Şükrü Said'in yemini, vatanın birliği ve Türklüğün şerefiydi. O, geleceği inşa etmeye gelmişti, ancak çağın karanlığı onu kahramanlık destanına çağırdı."
KERKÜK’TEN YÜKSELEN PARLAK ZİHİN
Adı, Türk Milliyetçiliğinin yüce ülkülerini kalbinde taşıyan bir şehit olarak tarihe yazıldı: MAHMUT ŞÜKRÜ SAİD. Doğduğu yer, kadim Türk yurdu Kerkük'tü. Henüz 20 yaşındayken, ömrüne sığdırdığı başarılar, onun sadece bir idealist değil, aynı zamanda ülkesine faydalı olacak parlak bir zihin olduğunu gösteriyordu. Kerkük'te Cumhuriyet İlkokulundan, Musalla Ortaokuluna uzanan eğitim yolculuğunda hep zirvedeydi; ortaokulu birincilikle bitirdi. Sanat Lisesinden mezun olduğunda elde ettiği 600 üzerinden 513 puan, onun Anadolu'nun en saygın kapılarından birini, Kayseri Devlet Mimarlık ve Mühendislik Fakültesini açmasını sağladı.
ANADOLU'DAKİ KARDEŞLİK VE ADANMIŞLIK
Mahmut Şükrü Said, coğrafi sınırların ötesindeki kardeşlik bağını kuvvetlendirmek için, gurbetin zorluğunu hiçe sayarak Kayseri’ye geldi. O, sadece bir öğrenci değildi; o, Kerkük'ten Anadolu'nun kalbine uzanan köprünün bir direğiydi. Mithatpaşa Mahallesinde, ideallerini ve hayatını paylaştığı üç Kerküklü öğrenciyle birlikte, geleceğin mühendisleri ve mimarları olarak vatan hizmetine hazırlanıyorlardı. Onların evi, sadece bir barınak değil, Türklük ülküsünün fısıltılarla paylaşıldığı kutsal bir ocaktı.
KARANLIĞIN PUSU KURDUĞU GÜN
Takvimler, büyük bir ihanetin yaşanacağı o kara güne, 29 MAYIS 1979 tarihine işaret ediyordu. Evde, üç soydaş, üç ülküdaş bir misafirle birlikte bulunuyorlardı; dört yürek, aynı idealin ateşiyle ısınıyordu. Ancak ocağa düşman ateşi düşmek üzereydi. Kapı çalındı. Gelenler, alçak bir hileyle kendilerini "polis" olarak tanıttılar. Vatanın emniyetine güvenen ülküdaşlarımız, soydaşlarımız kapılarını açtılar. İşte o an, masumiyetin kahpece bıçaklandığı andı.
İHANETİN SİLAHI VE SON NEFES
Kapıyı açtıkları an, karşılarında bir üniforma değil, karanlık bir nefret buldular. Gelenler, kimliklerini saklayan, millet ve Türklük düşmanı devrimci-solcu-komünist militanlardı. Elleri otomatik silahlarla doluydu ve vicdanları boştu. Mahmut Şükrü Said, henüz hayatının baharında, geleceği inşa etme hayaliyle dolu bir yürekle, açılan ilk yaylım ateşi sonucu orada, yurdunun orta yerinde ŞEHİT oldu. Onun düşüşü, karanlık emellerin masumiyete karşı kazandığı geçici bir zaferdi.
Katiller, bu alçak eylemlerine doymadılar; içeri girerek mutfağı taradılar. Bu dehşet anında, ülküdaşı Turhan Selahaddin, can havliyle hayata tutunmaya çalıştı ve kendini pencereden dışarı attı. Bahçe duvarını aşarken, vicdansız katillerin sırtından sıktığı kurşun, Turhan’ın kalbini parçaladı. İki kahraman, bir odada ve birkaç metre ötesinde, kutsal bildikleri ideal uğruna kurban edildiler.
KAHRAMANLIĞIN TESCİLİ VE UNUTULMAZ MİRAS
Olayın vahametine eklenen acı bir gerçek daha vardı: Karakol ile ev arasındaki mesafe sadece 200 metre iken, adalet ve güvenlik güçleri tam 2,00 saat sonra olay yerine gelebildi. Geciken her dakika, katillerin cesaretini artırıyor, kahramanların çaresizliğini derinleştiriyordu.
Polis geldiğinde ilk olarak, ülkü uğruna can vermiş, alnı pak, mübarek Mahmut Şükrü Said’in şehit edilmiş bedenini buldular. Hemen ardından, evden 5-6 metre uzakta, bahçe duvarının hemen yanında, sırtından vurulmuş Turhan’ın bedenine ulaştılar. Kayseri’de, yurtlarından uzakta, kendilerine kurulan hain bir pusuda şehadete yürüyen bu yiğitler, Kerkük’ten Anadolu’ya uzanan büyük davanın sarsılmaz neferleri oldular. Onların akıtılan her damla kanı, Türk Milliyetçiliği davasının sonsuzluğa uzanan sancağıdır.
"Mahmut Şükrü Said, geleceğe dair tüm umutlarını bir anlık fedakârlığa adadı. O, sadece bir öğrenci değildi; o, ihanetin gölgesinde dahi yıkılmayan, Kerkük'ten Kayseri'ye uzanan şerefli bir destanın ebedi kahramanıdır."