"Bazı ruhlar, doğdukları coğrafyanın kaderini sırtında taşır; onlar için vatan sadece bir toprak değil, uğruna can verilen yeminidir."
KİMLİĞİN KADERİ: KERKÜK’TEN YÜKSELEN SES
Şehit Turhan Selahaddin. Bu isim, sadece bir öğrencinin değil, aynı zamanda baskı ve zulüm altında yaşamış bir milletin çileli evladının destanını fısıldar. 1956 yılında, kadim Türk yurdu Kerkük’ün Sarıkahya mahallesinde, hayatı adeta bir direniş yemini olarak başladı. Sekiz kardeşin sarsılmaz bağında büyüdü, ancak gökyüzü hep esaretin kara bulutlarıyla kaplıydı.
O, doğuştan bir dava adamıydı. İlkokulunu bitirdi, Arapça öğrenimini tamamladı ve Fen Lisesinden mezun olarak zekasını kanıtladı. Ancak onun kimliği, geleceğinin önüne dev bir duvar ördü. Irak Üniversitelerine başvurduğunda kapılar yüzüne kapandı, çünkü o bir Türk’tü ve Turhan Selahaddin, Türk olmanın bedelini en ağır şekilde ödüyordu.
HAYALİN PEŞİNDE ANADOLU’YA UZANAN YOL
Vatanın, anavatanın çağrısı dayanılmazdı. Baskıdan kaçan, kimliğine sahip çıkmak isteyen Turhan için tek çare vardı: Türkiye. 1976 yılında, kalbinde büyük umutlarla Anadolu topraklarına ayak bastı. Önce Ankara Ticaret ve Turizm Yüksekokuluna kaydını yaptırdı. Ardından, ilim ve irfan yolculuğunu Kayseri Devlet Mimarlık ve Mühendislik Fakültesinde sürdürmeye karar verdi.
Kayseri’nin Mithatpaşa Mahallesi, onun ve kader ortaklarının sığınağı oldu. O topraklarda, kendisi gibi Kerkük’ten kopup gelen, aynı çileyi yaşamış iki ülküdaş, iki soydaş öğrenci ile ocağını paylaştı. Bu ev, sadece bir ikametgâh değil, baskıdan ve ayrımcılıktan uzakta, Türklüğe adanmış üç yüreğin attığı son kale idi.
29 MAYIS 1979: İHANETİN VURDUĞU KAPILAR
Karanlık, Kayseri semalarına çökmüştü. 29 Mayıs 1979 akşamı, saat 20.00 sularında, o evde üç kahraman öğrenci ve bir misafir oturuyordu. Dış kapı vurulduğunda, gelenlerin polis olduğunu söyleyen alçak bir ses duyuldu. Güvene ve adalete inanan yiğitler, kapıyı tereddütsüz açtı.
Ancak gelenler, kolluk kuvveti değil; kalplerinde Türklük düşmanlığı besleyen, otomatik silahlarla donanmış, devrimci-solcu-komünist militanlardı. Kapı açılır açılmaz, nefret saçan mermiler evin içine yağmur gibi boşandı. İlk ateşte, soydaşı ve ülküdaşı Mahmut Şükrü Said, mübarek bedeniyle oracıkta, bir anda şehadet şerbetini içti.
YÜREĞİ PARÇALAYAN SON ADIM
Katiller, soğuk bir kararlılıkla içeri girdi, mutfağı tarayarak kan dökücülüklerini sürdürdüler. Turhan Selahaddin, yoldaşının cansız bedenine şahit olmanın verdiği dehşetle, teslim olmamak ve davasını yaşatmak adına bir hamle yaptı. Can havliyle kendini pencereden dışarı attı.
O, sadece kaçmıyordu; o, esir yurdun bayrağını sırtında taşıyarak, özgürlüğe doğru son bir defans koşusunu yapıyordu. Bahçe duvarını aşarken, arkasından gelen namert kurşunlar onu yakaladı. Turhan Selahaddin, sırtından giren o hain mermiyle vuruldu ve kurşun, tüm benliğini adadığı o büyük kalbi parçaladı.
Turhan’ın can verdiği yer, sığındığı evden sadece 5-6 metre uzaktaydı. Oysa kahramanlık ateşi sönmeden önce, o menfur saldırının yaşandığı yer ile emniyet karakolu arasında sadece 200 metrelik kısa bir mesafe vardı. Emniyet güçleri, acımasız ve anlamsız bir gecikmenin ardından, olaydan tam iki saat sonra geldi. Önce Mahmut’un ardından ise Turhan Selahaddin’in vatan aşkıyla titreyen, soğumuş bedenini buldular.
O, esir yurdun aziz evladıydı. Kalbi Anadolu’da, sırtı Kerbela’dan gelen kurşunlarla delindi. Turhan Selahaddin, Kerkük’ün bayrağını şehadetiyle dikti.