"Bazı ömürler kısa sürer, ama taşıdıkları ruh, bir milletin vicdanına yazılmış koca bir destana dönüşür."
I. ON ALTI YILLIK BİR YEMİN: KİMLİK VE ADANA’YA SADAKAT
Adı, Metin Bilir’di. Henüz hayatının baharındaydı; 16 yaşında bir ortaokul öğrencisi. Doğduğu topraklar olan Adana, aynı zamanda onun ilk cephesi, ilk davası olmuştu. Yeşilevler Mahallesi’nde ikamet eden bu genç yürek, sırtında okul çantasıyla değil, davasının ağırlığıyla yürüyordu. Onun kimliği, sadece bir öğrenci olmaktan öte, Türk Milliyetçiliği davasına adanmış, geri adım atmayı bilmeyen bir Ülkücü Şehit olacağının imzasıydı.
II. OKUL KORİDORLARINDA YÜKSELEN DİRENİŞ
Metin’in okuduğu 19 Mayıs Ortaokulu, ideolojik çatışmaların en keskin yaşandığı bir ateş çemberiydi. Solcu baskısı, koridorlarda nefes almayı dahi zorlaştırıyordu. Ancak bu genç kahraman ve yanındaki bir avuç ülküdaşı, zulme asla boyun eğmedi. Sayıca az olmalarına rağmen, inançlarının heybetiyle durdular.
Sadece ideolojik düşmanların saldırılarına göğüs germekle kalmadılar; vatan sevgisinin bedelini, devletin kolluk kuvvetlerinin elinde de ödediler. Saldırıya uğruyor, yetmiyormuş gibi karakollara alınıp dövülüyorlardı. Metin Bilir, her dayağın ardından daha da güçlenen bir kararlılıkla ayağa kalktı. O, inandığı değerler için acıya katlanmayı, adanmışlığın en yüksek rütbesi olarak görüyordu.
III. O KARANLIK MAYIS GECESİ VE İHANET PUSU
Takvimler 29 Mayıs 1979’u gösteriyordu. Metin, her zamanki gibi evine doğru yürüyordu; bilmeden, hayatının en büyük hesaplaşmasına doğru ilerliyordu.
Karanlık, sekiz hain gölgeyi saklıyordu. Sekiz kişilik devrimci solcu-komünist bir grup, bir fidanın yolunu kesti. Kalabalığın alçaklığına sığınan bu grup, Metin Bilir’i derdest edip, zorla karanlık bir örgüt evine götürdü.
Bu, bir çatışma anı değildi; bu, pusu kuran bir ihanetti.
IV. İRADENİN SORGUSU VE KAHRAMANIN REDDİ
Örgüt evinde, Metin’i sözde bir "halk mahkemesi" bekliyordu. Bu sahte kürsü, ona boyun eğdirme, davasından vazgeçirme ve korkutma amacıyla kurulmuştu. Genç ülkücü, baskı altında sorgulandı.
Kendilerine göre verdikleri kararın özeti basitti: "Adana’dan git, davanı bırak, yaşa."
İşte bu an, Metin Bilir’i sadece bir kurban değil, ebedi bir kahraman yapan andır. Gencecik yaşına, karşısındaki tehdidin vahşetine rağmen, Metin Bilir bu tehdidi reddetti. O, Adana’yı, ülkesinin ocağını terk etmeyi reddetti. Hayatını kurtarmak pahasına bile olsa, inancından vazgeçmeyi kabul etmedi. O an, söylediği tek bir kelime, on altı yıllık ömrünün en büyük duruşu oldu.
V. ŞEHADET VE SONSUZ IŞIK
Metin’in "hayır" cevabı, sözde mahkemenin kararını mühürledi. Boyun eğdiremedikleri, iradesini kıramadıkları bu genci kurşunlayarak şehit ettiler.
29 Mayıs 1979 günü, bir yiğit, inandığı değerler uğruna son nefesini verdi. Katiller, işledikleri cinayeti gizlemek amacıyla Metin’in cansız bedenini Yeşilevler mahallesinde boş bir arsaya bıraktılar. Ancak bıraktıkları şey, çürümeye yüz tutmuş bir beden değil, nesiller boyu dilden dile anlatılacak bir adanmışlık destanının ilk tohumuydu. Metin Bilir, can verdiği toprakla bütünleşti ve ebedi şeref mertebesine ulaştı.
"Metin Bilir, yalnızca on altı yıllık bir ömür yaşadı. Ama o ömür, uğruna can verdiği toprakların vicdanına ebediyen kazınmıştır. Unutulanlar ölü değildir; unutturulanlar katildir."