"Bazı insanlar sadece yaşamaz, varlıklarıyla bir döneme meydan okur. Usta Mustafa Kemal Alper, işte o meydan okuyan ruhlardan biriydi."
KİMLİĞİ VE BİLİNMEYEN YILLARIN DESTANI
O, sıradanlığın perdesi ardında gizlenmiş, ancak yüreği vatan sevdasıyla yanan bir devdi. Doğduğu yer, o zorlu yılların karmaşasında bir sır perdesi altında kalsa da, taşıdığı isim ve ruh, köklü bir ideolojinin sarsılmaz mührüydü. O, bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü Şehit olarak tarihin sahnesine adını kanıyla yazdı.
GÖNLÜNDE TAŞIDIĞI YURT: 65 YILLIK BİR ÇINAR
Mustafa Kemal Alper, 65 yaşına ulaşmış, ömrünün büyük bir kısmını emeği ve sanatı ile yoğurmuş bir esnaf, bir zenaatkârdı. Elindeki keserin sesi, yüreğindeki ülkü ateşinin sessiz yansımasıydı. Adana'nın Yurt Mahallesi'nde, mütevazı doğramacı dükkânında, sadece ahşapları değil, aynı zamanda milli değerleri de işliyordu. O, sarsılmaz bir çınar gibi, fırtınalı 1970'li yılların tam ortasında, alın teriyle direnişin en saf halini temsil ediyordu. Onun varlığı, düzene ve ahlaka inancın, sanatın ve ustalığın birleşimiydi.
DOĞRAMACI TEZGAHINDA ALINAN SON NEFES
1979 yılının karanlık ve gergin günlerinde, esnaf kimliği onun zırhı değil, hedefe konulma sebebi oldu. Olay Günü, usta, her zamanki gibi dükkânında, kendi halinde çalışıyordu. Oysaki dışarıda, ideolojik nefretin tetiği çekilmişti.
Şehit edildiği yer resmi kayıtlarda ANKARA olarak geçse de, canına kastedilen saldırının dehşeti, Adana’daki dükkanının huzurlu duvarları arasında yaşandı. O an, sinsi bir pusu kurulmuştu: Alçakça ve kalleşçe. Komünist saldırganlar, insanlık dışı bir vahşetle, dışarıdan otomatik silahlarla dükkânına yaylım ateşi açtı. O, ne kaçtı ne de saklandı; adanmışlık yemini ettiği vatanın bir köşesinde, ekmek teknesinin başında, kalleş kurşunlara hedef oldu.
29 MAYIS 1979: ADANMIŞLIĞIN MÜHRÜ
Mustafa Kemal Alper, 29 Mayıs 1979 günü, çalıştığı yerde, zanaatını icra ederken, inancının bedelini ödedi. Hain kurşunların sesi kesildiğinde, usta olay yerinde şehit düşmüştü. O, 65 yıllık ömrünün her anını şerefle yaşamış, ve en nihayetinde, sadece bir dükkânı değil, bir ülkeyi korumanın bedeli olarak canını feda etmişti.
Karanlık ellerin hedef aldığı o yaşlı çınar devrilmişti, ancak bıraktığı iz, davasının ölümsüzlüğüydü. O, kuru bir olgu değil, inandığı değerler uğruna son nefesini dahi işinin başında veren bir halk kahramanıdır.
"O, elindeki keserin gücüyle değil, yüreğindeki imanın ateşiyle bir destan yazmıştır. Usta, artık ebedi bir nöbettedir."