"Bazı hayatlar, vatanın kalkanı olmak için yaşanır. Cemal Şimşek, 47 yıllık ömrünü bir baba kalkanına dönüştüren destandır."
KİMLİK VE VATANIN YÜREĞİ
Artvin'in sarp dağlarında, Şavşat ilçesinin Meşeli Köyü’nde doğdu. Yıl 1980’leri gösterdiğinde, bu coğrafyanın fırtınalı rüzgârı en çok O’nun gibi yiğitlerin omuzlarına yükleniyordu. O, sadece bir köylü, bir çiftçi değildi; 47 yıllık hayatıyla ailesinin direği, davasının sarsılmaz bir neferiydi. Evli ve beş evlat babası olarak, toprağın bereketini alnının teriyle çıkarırken, yüreğinde taşıdığı Türk milliyetçisi ülkücü inancı, O’nun kimliğinin en büyük nişanesiydi. Cemal Şimşek; sadece yaşamadı, duruşuyla yaşadı.
TOPRAĞA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Mesleği çiftçilikti; Artvin’in taşını, toprağını avucunun içi gibi bilirdi. Her sabah uyandığında beş çocuğunun geleceği ve bu toprakların huzuru için mesaiye başlardı. O’nun hikâyesi, büyük meydanlarda değil, en kutsal sahada; tarlasında, evinde ve en önemlisi, ailesini koruma azminde yazıldı. O, sıradan bir hayatın gölgesinde büyük bir kahramanlık ruhu taşıyordu.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE O KARANLIK PUSU
Takvimler 28 Mayıs 1980’i gösterdiğinde, Cemal Şimşek, hayvanlarını otlatmak için Artvin ormanlarına doğru yola çıkmıştı. Yanında, aynı iman ve ideali taşıyan, genç ülkücü oğlu vardı. Bilmiyorlardı ki, o gün gökyüzü, pusunun ve ihanetin ağırlığını taşıyordu.
Ormanın derinliklerinde, vicdanlarını karanlık maskelerin ardına gizlemiş, kinle bilenmiş dört komünist militan onları bekliyordu. Hedefte ülkücü oğlu vardı. Bir anda, sessizliğe kurşun yağdı. Kahramanlık, saniyeler içinde verilen kararların toplamıdır. Oğlu, babasının son emriyle hayatta kalmak için ormanın derinliğine doğru kaçtı.
BİR BABANIN SON DİRENİŞİ
Oğlu kaçarken, Cemal Şimşek, atının üstünde tek başına kaldı. Gözleri, maskelerin ötesini gördü. Onlar yabancı değildi; onlar, tanıdık çehrelerdi, yakın komşu köylerden çıkan ihanetin ta kendisiydi.
Silahlar kendisine doğrulmuşken, kaçmak yerine, atından inmek yerine, en büyük silahını kullandı: Vicdanını ve sesini. İsimlerini tek tek sayarak, o karanlık kalabalığa son bir insanlık dersi vermek istercesine haykırdı: "Yapmayın! Ne yapıyorsunuz!" Bu bir teslimiyet değil, kendi hayatını oğlunun özgürlüğü için feda etme anıydı. O, sadece canını değil, o bölgenin son masumiyetini de siper etti.
O an, tarihin en acımasız sayfalarından biri yazıldı. Maskelerin ardındaki nefret, bir babanın son çağrısına otomatik silahlarla cevap verdi. 28 Mayıs 1980’de, Artvin ormanları, dürüstlüğün ve babalık aşkının kanına bulanırken; Cemal Şimşek atıyla birlikte acımasızca tarandı.
O, geri çekilmediği için, oğlunun yaşaması için, hak bildiği yoldan dönmediği için şehit edildi.
EBEDİ YOLCULUK
Cemal Şimşek, Artvin’in kahraman toprağına, doğduğu Şavşat-Meşeli Köyü’ne bir şehit olarak geri döndü. O’nun cenazesi, beş çocuğuna bıraktığı en büyük miras oldu: Onurlu bir duruşun ve vatan sevgisinin bedeli. O’nun şehadeti, sadece bir ölüm değil, 1980 yılının zorlu koşullarında ülkücü hareketin ödediği ağır bedelin ve yenilmez babalık ruhunun ebedi mührüdür.
"Silahlar bedeni susturabilir, fakat bir babanın son sözü ve fedakârlığı asla. O, sadece canını değil, Artvin’in onurunu da toprağa emanet etmiştir."