"İmanla örülmüş bir duvarın önünde, göğsünü siper edenler sadece can vermezler; bir milletin geleceğine mühür vururlar."
---
KİMLİĞİ VE YAZGISI
Kahramanmaraş’ın destanlara layık coğrafyasında, Elbistan topraklarında parlayan bir yıldızdı Hasan Hüseyin Gümüş. O, kimliğini Türk Milliyetçisi Ülkücü olarak tanımlayan, davasını hayatının merkezine koymuş bir isimdi. Doğduğu yer olan Elbistan, onun hem yuvası hem de nihai vatan cephesi olacaktı. Hayatının 36 baharında, sırtında ailesinin yükü, ruhunda ise milletinin sevdası vardı.
BİR ESNAFIN BÜYÜK YUVASI
Hasan Hüseyin Gümüş, kuru bir dava adamı değil, hayatın tam içinde, mütevazı ve çalışkan bir esnaftı. Kayısı ve hayvan alım satımı yaparak, beş çocuğunun ve eşi Ümmü Gümüş’ün rızkını kazanıyordu. Kümbet Mahallesi’ndeki evi, sadece bir çatı değil, uğruna savaştığı değerlerin somut bir kalesiydi. O, hem beş canın koruyucusu bir baba, hem de davasının yılmaz bir neferi olarak, zorlu bir dönemin ortasında dimdik duruyordu.
ADANMIŞLIĞIN KARARLI DİRENİŞİ
Yaşadığı dönem, yalnızca ticaretle meşgul olmayı değil, aynı zamanda sürekli tetikte olmayı gerektiriyordu. Hasan Hüseyin Gümüş’ün evi, karanlık ideolojilerin hedef tahtası haline gelmişti. Biliniyordu ki, onun kalesi daha önce de defalarca taranmış, tehditler kapısından hiç eksik olmamıştı. O, bu tehditlere rağmen geri adım atmadı. Hayatının ve davasının bedelini biliyor, her mermi izini kararlılığının bir mührü olarak kabul ediyordu. Bu direniş, onun nasıl bir kahraman olduğunu şehadetinden çok önce kanıtlamıştı.
28 MAYIS 1980: VAKUR ŞAFAK
O karanlık şafak, 28 Mayıs 1980 sabahı saat 07.00 sularında çöktü. Hasan Hüseyin Gümüş, evinde, omuz omuza durduğu Ülküdaşı Hüseyin Gündüz ile birlikteydi. Bu, sıradan bir saldırı değil, hazırlıklı, alçak bir pusu idi. Dört komünist militan, Kümbet Mahallesi’nde, bir esnafın yuvasına namlularını doğrulttu.
Geri çekilmenin düşünülemediği o anda, otomatikten çıkan yaylım ateşi, kahramanların üzerine amansızca yağmaya başladı. Bu, sadece iki adama yönelik bir saldırı değil, inançlarına, ailesine ve vatanına adanmış bir ruhun imhası girişimiydi.
ATEŞ ÇEMBERİNDE SON DURUŞ
Hasan Hüseyin Gümüş, yuvasını son nefesine kadar korurken, Ülküdaşı Hüseyin Gündüz ile birlikte hain ateşe göğüs gerdi. O anki şiddet ve gözü dönmüşlük öylesine büyüktü ki, eşi Ümmü Gümüş dahi bu ateş çemberinde ağır yaralandı. Ancak bu kahramanlar, son kurşun bitene, nefesleri kesilene kadar değerlerinden vazgeçmediler.
36 yıllık ömrünü, beş çocuğuna bıraktığı namusu ve milliyetçi duruşuyla mühürleyen Hasan Hüseyin Gümüş, şafakla birlikte destanlaştı. O gün Elbistan toprağı, inançları uğruna ölmeyi göze alan bir şehidin daha kanıyla sulandı. Cenazesi, doğduğu ve uğruna can verdiği topraklara, Elbistan’a emanet edilerek ebediyete uğurlandı.
---
"Onlar, yuvalarının eşiğini vatanın cephesi bilenlerdi. Şehitler ölmez, o adanmışlık ruhu her zaman dipdiri kalır."