"Bırakılan her nefes, sadece bir ömür değil, uğruna yürünen bir yemin demektir."
KİMLİK VE ONURLU DİRENİŞİN YUVASI
Kahramanmaraş’ın kadim topraklarında, Elbistan’da, bir yiğit doğdu ve ömrünü adadığı davası uğruna orada şehit düştü. O, bir meydan komutanı ya da büyük bir devlet adamı değildi; o, toprağın ve milletin sarsılmaz direncini temsil eden sade bir esnaftı: Hüseyin Gündüz. 47 yıllık ömrü boyunca, Akbayır Mahallesi’nin sessiz sakinliğinde, evli ve tam sekiz çocuğa baba olmanın ağır ve kutsal sorumluluğunu taşıdı. Onun kimliği sadece adı değil, aynı zamanda taşıdığı davanın da simgesiydi: O bir Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehitti.
ALIN TERİ VE FEDAKÂRLIK YOLCULUĞU
Hüseyin Gündüz, geçimini helal yoldan kazanan bir seyyar değirmenciydi. Omuzlarında sadece bir yük değil, Anadolu’nun geçim derdini, bereketini ve onurunu taşırdı. Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkıp, ekmeğini kazanırken; milliyetçilik ülküsü, onun için kuru bir siyasi söylem değil, hayatının temel direği, çocuklarına bırakacağı en büyük mirasın ta kendisiydi. Onun hayatı, dürüstlükle, alın teriyle ve millete adanmışlıkla örülmüş, sessiz bir kahramanlık destanıydı.
SON SABAH: 28 MAYIS 1980
Takvimler 28 Mayıs 1980’i gösterdiğinde, Elbistan’ın üzerine henüz taze bir sabah çöküyordu. Saat 07.00 sularıydı. Bu, bir babanın işine başlamak, çocuklarının rızkını aramak için attığı sıradan adımların atıldığı bir saat olmalıydı. Hüseyin Gündüz, o gün Kümbet Mahallesi’ne doğru ilerlerken, yanında kader arkadaşı Hüseyin Gümüş vardı. Onlar, o dönemin karanlık cenderesinde, sadece yollarına devam etme cüretini gösteren iki vatan evladıydı.
İHANETİN PUSU VE KAHRAMANCA DÜŞÜŞ
Ne yazık ki, o sabahın huzuru, kalpleri kin ve ihanetle dolmuş karanlık eller tarafından parçalandı. Hüseyin Gündüz ve yol arkadaşı, dört komünist militanın kurduğu hain bir pusuya düştüler. Korkaklık, daima sayıyı ve silâhı arkasına alır; bu sebeple ortada bir mücadele değil, alçakça bir katliam vardı. 07.00’de, göğüsleri vatan sevgisiyle dolu bu iki insan, dört eli kanlı militan tarafından yayılan kurşun yağmuruyla (yaylım ateşi) acımasızca hedef alındı. Düşman, onların vücutlarını durdurabilirdi, ancak taşıdıkları yüksek ülkü ve inancı asla susturamazdı. Onlar, o karanlık saldırı anında, dürüst yaşamlarının bedelini canlarıyla ödeyerek, sarsılmaz bir duruş sergilediler.
ELBİSTAN'IN KUCAĞINDA EBEDİYET
Hüseyin Gündüz, ailesini ve davasını geride bırakarak Hakk’a yürüdü. 47 yaşında, sekiz yetimin babası, bu toprakların bekası için şehitlik makamına erişti.
Cenazesi, doğduğu ve uğruna öldüğü Kahramanmaraş-Elbistan toprağına, ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. Geride kalan sekiz yetimin gözyaşı, onun onurunun ve fedakârlığının en büyük kanıtı olarak kaldı. Hüseyin Gündüz artık sadece bir esnaf değil; zalime karşı baş eğmeyen, davasını canıyla mühürleyen, hafızalardan silinmeyecek destansı bir isimdi.
"Şehadet bir son değil, milletin hafızasına kazınan, bedeli kanla ödenmiş bir onur beratıdır."