"Ölümün gölgesinde yürüyenler, son nefeslerini vatan aşkına adar. İki kez ölüme meydan okuyan bir yürek, sönmeyen bir meşaledir."
KÖKLER VE KUTLU YOLUN NEFERİ
Tarih 1983’ü gösterdiğinde, soğuk coğrafyanın sıcak yürekli çocuğu dünyaya geldi: Gencay Garip. Kars’ın yiğit toprağı ona adanmışlığı, İstanbul’un kalabalığı ise fedakârlığı öğretti. O, ellerinin emeğiyle geçinen, onurlu bir işçiydi; hayatın zorluklarına rağmen boyun eğmeyen bir duruşun timsaliydi. Ancak Gencay Garip, sadece bir işçi değildi; o, Kayabaşı teşkilatının davasına gönül vermiş, sarsılmaz inancın zırhını kuşanmış bir neferiydi. Altınşehir’deki iş yerinde helal rızkını kazanırken bile, ruhunda taşıdığı vatan aşkı, onu daima nöbetçi tutuyordu.
1999: KURŞUNLARA DİRENİŞ DESTANI
Kahramanların hayatı, sıradanlığın çok ötesindedir. Takvimler 1999 seçim öncesini işaret ettiğinde, karanlık pusunun gölgesi Gencay Garip’in üzerine düştü. Hain eller, onu susturmak, o yüreği durdurmak istiyordu. PKK’lı militanlar tarafından alçakça bir pusuya düşürüldü ve kurşun yağmuruna tutuldu. Saldırganlar, görevlerini tamamladıklarını sanıp, genç bedeni ölüme terk ettiler. Fakat vatanın ona ihtiyacı vardı; Gencay Garip ölmedi. Kanlar içinde dahi olsa, hayata tutunarak, düşmanının suratındaki maskeyi indirmeyi başardı. O kurşunlar, onu zayıflatmak yerine, ruhunu çelikleştirdi.
İNTİKAM YEMİNİ VE KAHRAMANIN HAPİS CEZASI
Yaraları iyileşirken, zihninde tek bir düşünce vardı: Adalet. Ona ve davasına pusu kuran hainlerin isimleri, yüreğine kazınmıştı. Günlerce süren arayışın ardından, o karanlık yüzlerden birini karşısında gördü. Hain, Gencay Garip’in hayatta kalmasına şaşırmış, paniklemişti. Panik, yerini alaycı bir nefrete bıraktı ve şu küstah sözler döküldü dudaklarından: “Ulan sen henüz gebermedin mi?”
Bu, sadece bir sözlü sataşma değil, milli duruşa yapılmış son hakaretti. Gencay Garip, o an, sadece kendi canına kastedene değil, milletin namusuna el uzatan düşmana haddini bildirdi. Gerekeni yaptı ve vatan hainini vurdu.
Bu destansı hesaplaşmanın bedeli ağırdı; Gencay Garip cezaevine girdi. Ancak onun için o parmaklıklar, bir utanç değil, davası uğruna ödenen onurlu bir bedelin nişanesiydi. Af yasasından faydalanarak şartlı tahliye edildiğinde dahi, biliyordu ki verdiği sözden geri dönmeyecek, geri kalan hayatını da mücadelesine adayacaktı.
SON VEDA: ALTINŞEHİR’DEKİ PUSU
Yıl 2001, ay Mayıs. Düşman, hayatta kalmasına tahammül edemediği bu kahramanın peşini bırakmamıştı. 28 Mayıs akşamı, mesaisi bitmiş, evine doğru yola çıkmıştı. Saatler 20.30 sularını gösteriyordu.
Onu tanıyan, ondan korkan karanlık zümre, bu kez kalleşçe bir plan kurmuştu. Onu Altınşehir semtinde bir pusuya düşürdüler. Kahramanlar, cephede teke tek mücadeleyle değil, ancak böyle karanlık oyunlarla alt edilebilirlerdi. İş çıkışında, hayatın en savunmasız anında, Gencay Garip’e kurşun yağmuru başladı.
O, 1999’da kendisine kurulan pusuyu yenmişti. Ama bu kez, kalabalık ve alçakça bir saldırı ile hedefine ulaşan hainler, Türk Milliyetçisi Ülküdaşımız Gencay Garip’i şehit ettiler. Gencay Garip, hayata bir işçi olarak veda etti, ancak tarihe ve kalplere bir destan, iki kez ölüme meydan okumuş ölümsüz bir kahraman olarak kazındı.
"Bedenler düşer, ama Gencay Garip’in ruhu, kurşunların susturamadığı yemin olarak bu topraklara kazınmıştır. O, davası uğruna düşen, daima ayakta kalacak bir şehittir."