"Bir vatan aşkı ki, henüz on yedi baharında, genç bir yüreği ebediyete taşıdı."
ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜZÜ
Tarih, 1963 yılını gösterdiğinde, kahramanlık tohumları Eskişehir'in topraklarında yeşermeye başlamıştı. O, sadece bir öğrenciydi; İmam Hatip Lisesinin sıralarında ilim tahsil eden, gelecek hayalleri kuran gencecik bir delikanlı. Adı Nihat Aksu idi. Fakat o, sadece ders kitaplarıyla değil, aynı zamanda ülkü denen yüce bir davanın ateşiyle de büyüyordu. Daha on yedi yaşındaydı. Gencecik omuzlarında, Ülkü Yolu Derneğinin neferi olma onurunu taşıyor, milli duruşun en keskin neferi olarak zorlu günlere hazırlanıyordu. O, bir dönemin saflığını ve kararlılığını temsil eden bir semboldü.
KARARAN GÖKYÜZÜ VE SON VAZİFE
Mayıs 1980'e gelindiğinde, ülkenin üzerine ağır bir hüzün çökmüştü. Türk milliyetçileri, liderlerinden biri olan MHP Genel Başkan Yardımcısını ve efsaneleşmiş bir Bakanlarını hain bir saldırı sonucu kaybetmişlerdi. Bu kayıp, omuzlardaki yükü ve kalplerdeki acıyı dayanılmaz kılıyordu. İşte bu matemin en derin anında, gencecik Nihat ve ülküdaşları, şehitlerine karşı son görevlerini yerine getirmek üzere yola çıktılar. Bu, bir isyan değil, adanmışlığın sessiz çığlığıydı; bir vefa borcuydu.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Karanlığa bürünen o gecede, Nihat ve arkadaşları, yasal bir izinle, Emniyetin bilgisi dahilinde afişlerini asmaya başlamışlardı. Ellerindeki izin belgeleri, yaptıkları işin meşruiyetinin kanıtıydı. Ancak bu hassas dönemde, vicdanlar ve görevler çatışmaya hazırdı. Bahçelievler Lisesinin önünde, yolları POL-DER mensubu polisler tarafından kesildi. Onlara, izinlerine rağmen durmaları ve dağılmaları emredildi.
Fakat Ülkücü neferler, geri adım atmadılar. Onlar, şehitlerine karşı son vazifelerini yapmaya ant içmişlerdi. İzinlerinin olduğunu dile getirdiler, ancak bu haklı duruş, karanlık bir gölgenin yükselmesine neden oldu. Nihat ve arkadaşları, sadece bir görevi bitirmek değil, davanın onurunu korumak için, tehlikeyi bile bile bulundukları yerde kaldılar. Bu, geri dönülmez bir kararın anıydı.
ON YEDİ YAŞIN DESTANI VE ŞEHADET
Tartışma kısa sürdü ve gerilim aniden doruk noktasına ulaştı. O an, Çiçi Mehmet lakaplı POL-DER’li polis, kanun ve vicdanı bir kenara bırakarak silahını çekti. Karşısında duran, henüz hayatının baharında, vatan sevgisiyle dolu, 17 yaşındaki bir İmam Hatip öğrencisi vardı.
Nihat Aksu, o son anında, hangi düşünceyle durdu bilinmez; ancak geri çekilmediği kesindi. O, sadece bir afiş yapıştırmıyordu; inancını ve davasını savunuyordu. Çekilen silahın namlusundan çıkan kurşun, 27 Mayıs 1980 tarihinde, Eskişehir'in göbeğinde, gencecik Nihat Aksu'yu hedef aldı. O, bir kurşunla düşürüldü, ama duruşuyla onuru göklere taşıdı. On yedi yaşındaki bir öğrencinin canı, karanlık bir dönemin acımasızlığına karşı verilen destansı bir şehadetle ölümsüzleşti.
"O, sadece bir kurşunla düşmedi; bir imanla ayağa kalktı ve on yedi yaşında ebediyetin yurduna yürüdü."