"Bazan bir esnafın dükkânı, bir ülkücünün de kalesi olur; bedeli ödense bile o kale asla düşmez."
ATEŞTEN DOĞAN RUH
1941 yılının çetin Anadolu coğrafyasında, Çankırı’nın Korgan İlçesi Dikenli Köyü’nde kök salmış bir yiğitti o: Süleyman Gülşen. Toprağın sadakati ve duruşun asaleti, onun ruhuna işlemişti. Büyüdü, yuva kurdu; evliydi ve üç kıymetli evladın babasıydı (biri erkek). O, sadece bir baba değil, aynı zamanda milleti için bir esnaf, ailesi için ise bir sığınaktı. İstanbul’un Yenibosna semtinde, Yıldırım Beyazıt Caddesi üzerinde işlettiği Aygaz bayiliği, onun rızk kapısı ve aynı zamanda ülkü uğruna verdiği mücadelenin de karargâhıydı.
MİLLETİN KALBİNDEKİ SANCATARI
Süleyman Gülşen’in hayatı, sadece ticaret ve aileden ibaret değildi. O, 1980’li yılların o ateşten günlerinde dahi, inandığı değerler uğruna cephede durmayı seçmişti. Bakırköy Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İlçe teşkilatının Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yardımcısı olarak, milletin istikbali için adanmış bir neferdi.
Ancak bu duruşun bir bedeli vardı. Karanlığın ve kaosun temsilcisi olan katil terör örgütü DEV-SOL elemanları, kahraman esnafın bu sarsılmaz duruşunu sindirmek istediler. Ondan, tam 20 bin liralık haraç talep etmişlerdi. Bu talep, aslında sadece para değil, onun davasından vazgeçmesi için yapılmış alçakça bir tehditti. Süleyman Gülşen, bu tehdide boyun eğmedi. O, bir esnafın onurunun, bir ülkücünün yemininden daha küçük olmadığını biliyordu. Tehditleri geri çevirerek, kaderine kararlılıkla yürüdü.
27 MAYIS SABAHI VE PUSU
27 Mayıs 1980 sabahı, İstanbul’da hava henüz aydınlanıyordu. Saat 07:30’u gösterirken, cadde erken saate rağmen telaşlı bir kalabalığı ağırlıyordu. Süleyman Gülşen, her zamanki gibi dükkânının önündeydi; belki de o gün yapacağı işleri planlıyordu.
Ancak karanlık pusudaydı. Ülkücülerin azmini kırmaya yemin etmiş, kalleşliğin yolunu seçmiş üç devrimci solcu-komünist militan, alçakça bir planı devreye sokmuştu. Onlar, yüz yüze gelme cesaretine sahip değillerdi. Silahlarını, bir kahramanın en savunmasız anında, sabahın o temiz vaktinde ateşlediler.
ŞEHADET ANITI
Caddenin gürültüsü, namluların sesleriyle parçalandı. Ülküdaşımız, kendi dükkânının önünde, inancının kalesi addedilen o yerde başından vuruldu. O an, yerler kan gölüne dönmüş, kanı toprağa dökülen Süleyman Gülşen, bedeniyle bir yemin metni yazmıştır.
Hastaneye kaldırıldı, ancak beyni parçalandığı için kurtarılması mümkün olmadı. O sabah, 27 Mayıs 1980 tarihinde, Çankırı’nın Dikenli Köyü’nden yola çıkıp İstanbul’da davasını bayraklaştıran Esnaf, Başkan Yardımcısı, Baba ve Türk Milliyetçisi Süleyman Gülşen, Şehadet mertebesine erişti. O, sadece bir can vermedi; zulme karşı direnişin en yüce örneğini göstererek, adını tarihin şeref sayfalarına altın harflerle yazdırdı.
"Süleyman Gülşen, sadece bir sabah vakti yitirilmiş bir can değil; zulme boyun eğmeyen bir milletin 1980’deki sarsılmaz yeminidir."