"Kimi hayatlar, bir coğrafyanın kaderini yazmak için değil, o kaderi aydınlatacak bir meşale olmak için doğar."
---
I. YEMİNLE MÜHÜRLENMİŞ KİMLİK
O, sadece bir isim değildi; o, bir duruşun, bir inancın sesiydi. Ruhu, Türk Milliyetçiliği davasına adanmış, yüreği vatan sevdasıyla dağlanmış bir Ülkücü’ydü. Adı, Ömer Faruk Arıdıcı. Onun için unvanlar, dünyevi sıfatlar değil, adanmışlık yemini önemliydi. O, karanlık zamanlarda ülkesinin istikbali için göğsünü siper eden, o destansı neslin bir neferiydi.
II. ADANMIŞLIĞIN BİLİNMEYENLERİ
Kimileri için doğum yeri ve mesleği önemlidir. Ancak Ömer Faruk Arıdıcı’nın kutlu davası için bu ayrıntılar, yürüdüğü yolun yanında silik kalır. Onun nerede doğduğu bir sır olabilir; fakat kalbi, milletin bekası için atıyordu. Mesleği, ne bir kazanç kapısı ne de bir unvandı; onun mesleği, cephede Ülkücü olmaktı. O, hayatının tüm kişisel detaylarını geri plana atarak, varlığını bir ideale adamış, sadece şehadetle taçlanmayı bekleyen bir savaşçıydı.
III. ATEŞTEN GÜN: ADANA, 1980
Takvimler, tarihin en çetin, en karanlık sınavlarından birini işaret ediyordu: 27 Mayıs 1980. Mekân Adana’ydı; sadece bir şehir değil, ideolojilerin keskin bir kavgaya dönüştüğü, her sokağın bir cepheye dönüştüğü bir vatan toprağı. O, bu ateş çemberinin ortasında davasından zerre taviz vermeyen, kararlılığın timsali bir yiğitti.
IV. İSTİKLAL MAHALLESİ’NDE SON ADIM
Olay Günü’nün dehşeti ve detayları, tarihin sisli perdesinde tam olarak açığa çıkmaz. Bilinmeyen, kahramanlığının büyüklüğünü katlar. Ömer Faruk Arıdıcı, o gün Adana’nın İstiklal Mahallesi’ne doğru yürüdü. Hangi hain kurşunun hedefinde olduğu, hangi karanlık tuzağın onu beklediği artık önemsizdir. Önemli olan, tehlikenin kesinliğine rağmen geri dönmemesi, adımlarının cesaretle atılmasıdır.
O, bir pusunun ortasına, bile isteye yürüdü. Başını öne eğmedi, davasını satmadı. Vatanın sönmez ışığına sevdalı kalbi, İstiklal Mahallesi’nde kurşunların soğuk sesiyle durdurulmak istendi. Ancak o, bir an bile tereddüt etmeden, düşmanın üzerine yürüdü ve son nefesine kadar siper oldu. İstiklal Mahallesi, onun için sadece bir cadde değil, son durağı, ebedi dinlenme yurdu oldu.
V. ŞEHADETİN ZAMAN MÜHRÜ
27 Mayıs 1980 günü, Ömer Faruk Arıdıcı, Adana’da şehit düştü. O’nun bedeni düştü; ancak inancının ve davasının sarsılmaz meşalesi, geleceğe uzanan bir miras bıraktı. O, sadece bir can vermedi; bir ülkü uğruna can vermenin, asla unutulmayacak, destanlaşacak bir iz bırakmak olduğunu gösterdi.
---
"Onlar, bedenleriyle kurulan bir köprüden geçildiğini bilerek yürüdüler. Ömer Faruk Arıdıcı’nın adı, unutulmazların defterine, kanla değil, adanmışlıkla yazılmıştır."