"Bazen en büyük kahramanlık, karanlığa karşı değil, karanlığa kapılmaya hazır yüreklere ışık tutmaya çalışmaktır. O, hukuk yolunu işaret eden bir meşaleydi."
KİMLİĞİ VE TEMELİNİN ATILDIĞI TOPRAKLAR
26 Mart 1932'de, başkentin kalbi Ankara’da attı ilk nefesi. Ancak ruhu, babası Emin Sazak Bey ve annesi Ayşe Hanım'ın kök saldığı Eskişehir'in o kadim, Sazak ve Kayı köylerinin manevi ağırlığını taşıyordu. O, sadece bir birey değil, Anadolu’nun derin irfanının ve devlet geleneğinin bir temsilcisi olarak büyüdü. Ankara Maarif Koleji'nin disiplinli çatısı altında şekillenen zekâsı, Amerika Birleşik Devletleri’nde (California State Polytekhnic) aldığı eğitimle uluslararası bir vizyona kavuştu. O günlerden belliydi ki, bu evlat, sadece bir iş adamı olmakla yetinmeyecek, milletine adanmışlığın en yüksek mertebesine yürüyecekti.
DEVLET HİZMETİNDE YANAN OCAK VE HUKUK İÇİN VERİLEN YEMİN
1971 yılından itibaren Milliyetçi Hareket Partisi saflarında görev alarak milletine hizmet aşkını resmiyete döktü. 1977 seçimlerinin ardından kurulan koalisyon hükümetinde Gümrük ve Tekel Bakanı olarak atandığında, unvanı sadece bir görev tanımı değil, bir mücadele alanıydı. Ülkeyi içten çürüten en büyük tehlikelerden biri olan kaçakçılığın karşısına bir set gibi dikildi. Ancak Bakan Gün Sazak'ın asıl destansı mücadelesi, makamların ötesinde, genç zihinleri kurtarmak üzerine kuruluydu.
VİCDANIN SESİ: EĞİTİM VE HUKUK YOLUNA ADANMIŞLIK
Bakan Sazak, sadece devleti yönetmekle kalmadı, toplumsal vicdanın sesi olmayı da görev edindi. Hergün Gazetesi A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak, gazetesini sadece bir yayın organı değil, bir eğitim kürsüsü haline getirmeye çalıştı. Bu amaçla, Türkiye sathında kurduğu muhabirlikler ve özel olarak hazırladığı kadro (Eğitimciler), tarihin en kritik misyonlarından birini üstlenmişti:
Onların iki kutsal görevi vardı: Birincisi hakikati duyurmak; ikincisi ve en önemlisi ise, kışkırtıcı ajanların telkinleriyle anarşi ve kaosa sürüklenmek üzere olan parti gruplarını kurtarmak. Gün Sazak, bu 'Eğitimciler' aracılığıyla; konferanslar ve seminerler düzenleyerek, gençlere parti programını, tüzüğünü ve en önemlisi "daima kanun yolundan ve hukuk yolundan" gidilmesi gerektiğini telkin ve tavsiye ediyordu.
O, eli silah tutan değil, eline kitap ve yasa alan bir nesil yetiştirmeye çalışıyordu. Bütün gücüyle şiddetin değil, adaletin hüküm sürmesi için çabaladığı bu çetin yolda, attığı her adım onu, karanlık odakların hedef tahtasına yerleştirdi.
KAVAKLIDERE’DEKİ SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 27 Mayıs 1980’i gösteriyordu. Saatler 21:15’e vurduğunda, Ankara’nın Kavaklıdere semtindeki evine, eşiyle birlikte gittiği bir ziyaretten dönmüştü. Belki de günün yorgunluğunu üzerinden atmayı düşünüyordu. Ancak milletine adanmış bir ömrün son perdesi, huzur dolu bir dinlenme anında değil, kalleş bir pusuyla açılacaktı.
Eşyasını otomobilin bagajından alırken, kiralık katillerin kurduğu çapraz ateş, omuz omuza verdiği mücadeleyi trajik bir sona taşıdı. Hukuk için savaşan bir kahraman, sırtından aldığı 8 ila 10 kurşun yarası ile orada, kendi yuvasının eşiğinde şehit düştü. O mermiler, sadece bir bedeni değil, ülkenin üzerine kurulmak istenen hukuk devleti idealini de yaralamayı amaçlıyordu. Amaçları onu susturmak olsa da, fedakârlığı bir destan olarak yankılanacaktı.
ŞEHADETİ VE MİLLETİN VEFA YEMİNİ
Ertesi gün, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi önünde düzenlenen tören ve Hacı Bayram Camii’nde kılınan cenaze namazı, o kahramanın arkasındaki sarsılmaz duruşu gösterdi.
Türkiye'nin dört bir yanından gelen tam 300.000 kişi, vefa borcunu ödemek üzere omuz omuza saf tuttu. Tekbir seslerinin göğü inlettiği, gözyaşlarının toprağa karıştığı o büyük kalabalık, Gün Sazak’ı doğduğu köy olan Eskişehir’e, huzur ve ebediyet diyarına uğurladı. O gün sadece bir bakan değil, hukuk ve adalet uğruna canını feda etmiş bir idealin bayraktarı ebediyete intikal etti.
"Canını hukuk uğruna feda edenlerin cenaze namazını, bir milletin vicdanı kılar. O, adıyla anılan köklerine, bir şehit olarak geri döndü."