"Korkunun gölgeleri en kalın olduğu anlarda dahi, inanç ışığından bir adım geri atmayanların hikayesi, daima göğün altında yazılan en destansı kitaptır."
KİMLİĞİ VE EREĞLİ’DEN DOĞAN İNANÇ
Adı Ahmet Avlamaz. Yirmi dört bahar görmüş, ancak ömrünü bir asra sığdırmış bir yiğitti. Kökleri, Konya’nın kadim topraklarından, Ereğli ilçesinden yükselmişti. O, sadece bir öğrenci değildi; o, hayatını Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz ülküsüne adamış bir Ülkücü Şehit, bir davanın onurlu neferiydi. Onun inancı, ruhuna işlenmiş bir mühürdü.
BİLİM VE DİRENİŞ MEVZİSİ
Ahmet Avlamaz, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) Maden Fakültesi sıralarında, ülkesinin geleceğini inşa etme hayaliyle bilgi peşinde koşuyordu. Maçka’daki ikametgâhından, her gün, sadece okula değil, aynı zamanda ülkülerinin mücadelesine doğru yola çıkıyordu.
Ancak o yıllar, karanlığın genç beyinleri esir almaya çalıştığı, zorlu bir dönemdi. Devrimci solcu-komünist örgütler, onu ve onun gibi düşünenleri hedef almıştı. Ölüm tehditleri, okula gitmemesi, davadan vazgeçmesi için sürekli üzerine çöken bir karabuluttu. Bu baskı altında, ders kitapları birer siper, fakülte ise bir direniş kalesi haline gelmişti.
Ahmet Avlamaz, bu tehditlere boyun eğmeyi, korkuya teslim olmayı reddetti. O, inancın ve eğitimin, cehaletin ve yıkımın karşısındaki en büyük silah olduğunu biliyordu. Tehditlerin ağırlığına rağmen, kararlılıkla devam etti. Bu kararlılık, onun kahramanlığının ilk adımıydı.
O KARANLIK GÜN VE SON İMTİHAN
25 Mayıs 1978. Takvimler, bir yiğidin sonsuzluğa yürüyeceği o günü işaret ediyordu. O gün, sadece akademik bir imtihan için değil, aynı zamanda davasına olan sadakatinden vereceği son imtihan için yola çıktı.
Yanında, aynı yolu paylaşan birkaç ülküdaşı vardı. Bilinçli bir fedakârlıkla, tehlikenin farkında olarak, okullarına doğru ilerliyorlardı. Ahmet Avlamaz, karanlığa karşı aydınlığı seçtiği o yolda, geri dönüşü olmayan bir kararla ilerliyordu.
ŞEHADETİN YÜCE ANITI
İstanbul sokakları, o sabah bir pusuya sahne oldu. İlerlerken, devrimci solcu-komünist bir grubun kalleşçe, silahlı saldırısına uğradılar. Bu bir çatışma değil, inançlı bir kalbe sıkılan hain bir kurşundu.
Mermiler havayı delerken, Ahmet Avlamaz, tereddütsüz duruşunun bedelini anında ödedi. Olay yerinde, ideallerine olan bağlılığı kanıyla mühürlenerek şehit oldu. Genç yaşına rağmen, davasının sancağını yere düşürmeden, en yüce mertebeye ulaştı.
Saldırıda, ülküdaşları Zeki Saral ve Nihat Kaya yaralanmış olsa da, Ahmet Avlamaz’ın fedakârlığı, o gün davanın simgesi oldu.
EĞİLMEZ BAŞIN DÖNÜŞÜ
Hayatını adadığı bu kutlu mücadele uğruna, şehadetiyle İstanbul’u kutsayan Ahmet Avlamaz, sonsuz yolculuğuna çıktı. Onun naaşı, mücadelesini verdiği şehirden alınarak, doğduğu topraklara, Konya-Ereğli’ye götürüldü. 24 yıllık onurlu yaşamı, memleketinin toprağına, nesiller boyu sürecek bir direniş destanı olarak emanet edildi.
"Bir yiğidin son nefesi, bazen koca bir millete yeniden nefes verir. Ahmet Avlamaz’ın adanmışlığı, yoldan dönmeyenlerin kalbine yazılmış ebedi bir yemindir."