"Bazı hayatlar takvimlerle değil, taşıdıkları davanın ağırlığıyla ölçülür. Onların yaşı, attıkları son adımın büyüklüğüne eşittir."
ALPERENİN MUKADDES KİMLİĞİ
O, Ordu’nun bereketli topraklarında, Fatsa’nın Yukarıardıç Köyü’nde filizlenen bir fidandı. Adı, Bahattin Gezer’di. Yıl 1980’i gösterdiğinde, henüz 18 yaşındaydı. Gencecik omuzlarında koca bir milletin geleceğini taşıyordu. O, sadece bir genç değil, ülkülerinin ateşini yüreğinde taşıyan, Türk Milliyetçiliği davasına adanmış bir neferdi. Hayatının baharında, bir meslek edinmekten çok önce, vicdanında ve ruhunda taşıdığı yeminle destanlaşacak bir kaderi seçmişti.
MİLLETİN YEMİNİ VE SON YOLCULUK
1980'li yılların karanlık ve kanlı atmosferinde, yiğitler ya dağ başlarında ya da şehir meydanlarında, inançlarının bedelini ödüyorlardı. Bahattin Gezer’in de davası, onu bu çetin mücadelenin merkezine çekmişti. O gün, sadece bir yoldaş değil, aynı zamanda yaşça ondan büyük, evli ve üç çocuk babası olan 38 yaşındaki dava arkadaşı Ekrem Kavcı ile birlikteydi. İki farklı kuşak, aynı idealin gölgesinde yürüyordu; gençliğin coşkusu ve olgunluğun kararlılığı yan yana. Onların yürüyüşü, sıradan bir gezinti değil, tehlikenin kol gezdiği o topraklarda inancı taşıyanların nöbetiydi.
KARARLILIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ: 24 MAYIS 1980
Tarih 24 Mayıs 1980’i gösterdiğinde, Ordu toprakları hain bir pusuya şahit oldu. Komünist militanlar, bu iki ülkü neferini hedef aldı. O anın detayları, Bahattin Gezer’in son nefesinde gösterdiği cesaretin derinliği gibi, tarihin örtülü kalmış sayfalarında gizlidir. O karanlık saldırı anında, 18 yaşındaki bu alperenin ne kadar direndiği, hangi sözlerle durduğu bilinmez. Ama bilinen tek bir gerçek vardır: O, davasına sırt çevirmedi.
Vurulmuştu. Ülküdaşımız Bahattin Gezer, olay yerinde, bir an bile tereddüt etmeden, hayatının en yüksek bedelini ödeyerek şehadet makamına yürüdü.
Yanındaki dava arkadaşı Ekrem Kavcı ise ağır yaralanmıştı. O, düşmanın namlusundan kurtuldu, ama hayatının geri kalanı o saldırının yara izleriyle geçti. Ekrem Kavcı, felç olarak, Ülkücü Hareketin yaşayan gazisi olarak mücadelesini sürdürdü. Tam 21 yıl boyunca, ağır bir yükün altında, tekerlekli sandalyede yaşayarak, Bahattin’in fedakarlığının canlı bir şahidi oldu.
EBEDİYETE UZANAN MİRAS
Bahattin Gezer’in şehadeti, davasının ölümsüz mührü oldu. Cesaretiyle anında ebediyete kavuşurken, yoldaşı Ekrem Kavcı, omuzladığı gazi unvanıyla, 20 Eylül 2001 tarihine dek bu acı mirası taşıdı ve nihayetinde rahmet-i rahmana kavuşarak Bahattin’e yoldaş oldu.
İki yiğit, iki destan, iki farklı kader; ama aynı yemin. Onların cenazeleri, doğdukları yer olan Yukarıardıç köyünün toprağına, ebedi bir sadakat nişanesi olarak verildi. Bahattin Gezer’in 18 yaşındaki kısa ama asil hayatı, davasına adanmışlığın en saf, en vurucu örneği olarak, 24 Mayıs 1980’i Türk Milliyetçiliği tarihine kazıdı. O, genç bir bedenle, sonsuz bir iradeyi temsil etti.
"Onlar düşerken yükseldiler; çünkü ödenen bedel, uğruna savaşılan toprağın kutsal yeminidir."