"Bazı ruhlar 18 yaşında yaşlanır, bazıları ise 18'inde ebediyete yürüyerek genç kalır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O sadece bir öğrenci değildi; o, ülkesinin davasına adanmış, yüreğinde vatan aşkının ateşini taşıyan bir ruhun mücessem haliydi. Adı Erol Erbiçer. Manisa'nın Turgutlu ilçesinden, Anadolu’nun yiğit toprağından fışkırmış bir fidandı. Onun kimliği, sadece doğum yeriyle değil, benimsediği şerefli duruşla mühürlenmişti: O, Türk Milliyetçisi Ülkücü hareketin yılmaz neferlerindendi. Henüz hayatının baharındayken, 18 yaşının tüm enerjisi ve saflığıyla Turgutlu Meslek Lisesi’nin son sınıf sıralarını, zorlu bir mücadelenin siperine tercih etmişti.
ADANMIŞLIĞIN BAHARI VE SON VAZİFE
Erol Erbiçer, gençliğin getirdiği rahatlığı ve huzuru elinin tersiyle itti. 1977 yılının o çalkantılı günlerinde, ülkücü mücadelenin gerektirdiği fedakârlığı sonuna kadar göze alarak yürüdü. Her adımı bir duruş, her nefesi bir direniş yeminiydi. Manisa sokaklarında, bayrağın ve davanın onurunu omuzlarken, sıradan bir hayatın kolaylıklarını çoktan geride bırakmıştı. Onun için okul kitapları kadar, idealler uğruna verilen kavga da hayati bir ders niteliğindeydi.
ÇARŞIDAN EBEDİYETE UZANAN YOL
24 Mayıs 1977 günü, Manisa şehir merkezinde, olağan bir eylem gerçekleşiyordu: Erol, çarşıdan evine doğru yürüyordu. Bu, bir neferin günlük hayatının parçasıydı; ancak düşman, o gün sıradanlığı kana bulamayı hedeflemişti. Bir grup devrimci solcu-komünist militan, pusu kurarak, tek başına yürüyen bu gence saldırdı. Sayıca üstün olmalarına rağmen, kahpeliği seçtiler.
Taşların ve sopaların menfur darbeleri altında, Erol Erbiçer'in bedeni büyük bir cesaretle direndi. O anda yaşadığı acı, ne taşların sertliğinden ne de sopaların ağırlığından kaynaklanıyordu; o, inandığı değerler için son nefer olarak savaşmanın ağırlığını taşıyordu. Aldığı ağır darbelerle nihayet yere düştüğünde dahi, ruhu dimdik ayaktaydı.
SON KURŞUN VE EBEDİ NİŞAN
Zulüm ve vahşet, Erol'ün yere düşmesiyle son bulmadı. Katiller, can çekişen bir yiğidin dahi kendileri için ne denli büyük bir tehlike arz ettiğini biliyorlardı. Aralarından Sabri isimli alçak bir katil, yere yığılmış, çaresiz kalmış olan bu 18 yaşındaki ülküdaşımızın yanına yaklaştı.
Bu son an, sadece bir cinayet anı değil, imanın ve kararlılığın teyit edildiği bir sahneydi. Sabri, Erol Erbiçer’in can verdiğinden emin olmak istercesine, alnına bir kurşun sıktı. O kurşun, sadece genç bir bedeni susturmakla kalmadı; o kurşun, 18 yaşındaki bir ülkücünün davasına ne denli sadık olduğunu, canıyla tasdik ettiğini gösteren ebedi bir nişan oldu.
Manisa toprağı, 24 Mayıs 1977 Salı günü, bir kahramanın kanıyla kutsandı. Erol Erbiçer, şehadet şerbetini içerek, adını Türk milliyetçiliği tarihinin en onurlu sayfalarına kazıdı. O gün, bir hayat sona ermedi; bir destan başladı.
"Manisa toprağı, 18'indeki bir yiğidin kanıyla sulandı; Erol Erbiçer, fedakârlığın destanına yazılan silinmez bir imzadır."